• Rüyada Görmek Nedir?


Şekil, doğa ve konuşma bakımından insanlar nasıl birbirleriyle benzeşmiyorsa, her insanın ve her bölgenin rüyaları da birbirleriyle benzeşmez.
  1. Vücutta kan oranı fazlalaşırsa rüyada bolca et, tatlı, şarap ve kırmızılık görülür; ut, harp vb. çalgı sesleri işitilir. Böyle bir kimse rüyasının yorumunu sorduğunda tabirci ona iyice bakmalıdır. Eğer al yanaklı, bakımlı ve mutlu görünüyorsa ve bu mutluluk, yersiz bir mutluluksa bilinmelidir ki bunun kaynağı vücuttaki kan oranın artmış olmasıdır. Dolayısıyla görülen rüya asılsızdır ve tabir edilmez.
  2. Aynı şekilde, insanın doğasına sarılık galebe etmişse, bunun sebebi sarımsak, soğan, biber vb. gibi kuru ve sıcak gıdaların bol miktarda alınmış olmasıdır. Böyle bir kimse rüyasında ateş, lamba, kandil, sıcak veya aşırı soğuk şeyler görür. Bu durumda tabirci onu iyice kontrol etmelidir. Eğer bedeninde sarılık varsa, zayıfsa ve oldukça hareketli biriyse, onunla konuşmalıdır. Bunların neticesinde sarılığın ona galebe ettiğine karar verirse, rüyası asılsızdır ve tabir edilmez.
  3. Yine, balgamı artan bir kimse, balgamı artıran yoğurt, süt, ayran vb. gibi şeyler tüketmişse, rüyasında rutubet, yağmur, şimşek, çiy, kar ve bol miktarda beyazlık görür. Bu durumda tabirci onu iyice süzmelidir. Eğer yanakları tombul ve konuşması ağırsa, balgam ona galebe etmiştir ve dolayısıyla rüyası asılsızdır.
  4. İnsan bedenine karalığın galebe etmesine neden olan şeyler ise, kavrulmuş sığır eti, turşu, patlıcan vb. gibi karalık veren gıdalardır. Bol miktarda bu gıdaları tüketen bir kimse rüyasında yılan, akrep, karanlık ve oldukça ağır gelen şeyler görür. Bu durumda tabirci onu iyice süzmelidir. Eğer yüzüne karalık çökmüşse ve şaşkın veya endişeliyse, karalık ona galebe etmiştir ve dolayısıyla rüyasının tabiri yoktur.
Tabirci, yukarıda söylenenler konusunda iyice dikkatli olmalı, rüya gören kişiye bu gibi şeyleri sormalıdır. Rüya sahibinde bu dört etkenden biri varsa, tabir etmemeli, yoksa da gerektiği gibi tabir etmelidir. İbn-i Sîrîn der ki: Eğer âşık ile maşuk birbirlerini rüyada görürlerse veya meslek sahibi bir kimse, mesleğiyle alakalı bir şey görürse, mesela; demirci, rüyasında demircilik yaptığını görürse, tabirci iyice dikkat etmelidir. Rüya sahibinin rüyasını iyice dinlemeli, o gece uyumadan önce ne yediğini ve hangi düşünceyle uyuduğunu sormalı, daha sonra doğru bir biçimde rüyasını tabir etmelidir. Rüyasında kendisini karların, buzların ve soğuk havanın ortasında gören bir kimse, uyandığında yorganının üzerinde olmadığını veya kendisini hamam vb. gibi yerlerde, bunaltıcı bir sıcaklığın ortasında gören kimse, uyandığında yorganına sıkı sıkı sarıldığını görürse, bilmelidir ki bu tür rüyaların tabiri olmaz. Çünkü bu tür rüyalar, uyku ortamından kaynaklanan rüyalardır. Nitekim doğru bir şekilde uyuyan kimse, bu tür rüyalar görmeyecektir. Bazen insan rüyasında çeşitli ağrılar çeker, uyandığında da aynı ağrıların bedeninin çeşitli yerlerinde olduğunu görür. Veyahut da rüyasında yaptığını görür ve uyandığında şiddetli bir şekilde idrarı geldiğini hisseder. Bu tür rüyalar asılsız rüyalardır ve tabiri yoktur. Rüya tabirleri ilminde bu tür rüyalara "karışık/karmaşık rüyalar" adı verilir.

Devamını Oku...

Rüya Tabirleri Ansiklopedisi

Görüldükleri Aylara Göre Rüyaların Tabirleri

Not: Hicri Aylar esas alınacaktır

1: Muharrem

Eğer rüya, bu ayda görülürse, bu rüya hatasiz salih bir rüyadır. Rüyada Muharrem ayını görmek, sıkıntıdan, hapislikten kurtulmaya ve hastalıktan şifa bulmaya isaret eder. Gurbette olan insan rüyasında muharrem ayını görse, vatanına döner. Eğer rüya sahibi günahkar ise, tevbe eder. Çünkü o ayda Adem (A.S.) 'in tevbesi kabul edilmistir. Rüya sahibi çocuğunun olmasını arzu ediyorsa, salih bir çocuğu olur. Rüyayi gören sıkıntıda ise, bundan kurtulur, düsmani varsa düsmanindan emin olur. Bazen de rüya sahibi bidat ve sapıklıktan dönmekle Allahu Tealaya tevbe eder ve günahlarindan kurtulur. Rüya sahibi memuriyetten ayrilmissa, tekrar memuriyete döner. Eğer rüyayi gören fakir veya hasta ise, hastaliktan sifa bulur ve Allahu Teala onun fakirliğini giderir.

2: Safer

Safer ayinda görülen rüya, pek makbul sayılmamıştır. Keder ve üzüntü içinde bulunan bir kimsenin rüyada safer ayını görmesinde bir zarar yoktur. Eğer rüyayi gören hasta olursa, sifa ve sihhat bulacağına, keder ve üzüntüden kurtulacağına isaret eder.

3: Rebîu’l-Evvel

Bu ayi rüyada gören kimsenin kazanç ve ticareti sürekli ve karli olur. Sevinç ve ferahliga erisir. Bu ayda görülen rüyalar sahih olup, rüyayi görenin salih bir erkek çocugu olur. Rüya bu ayda görülmüs ise, iyiligi emredtp kötülükten sakindiran bir devlet adami müjdesi alir.

4: Rebîu’l-Ahir

Bir kimse rüyasında bu ayı görse, düşmanına galip gelir, alim ve çok cesur bir oğlan çocuğu olur.

5: Cemâziye’l-Evvel

Bu ayda bu rüyayı gören kimsenin, islerinde durgunluk olur ve alışveriş isteği azalır. Rüyada Cemaziyelüla ayını gören kimse, kızını veya hanimini kaybeder. Zira Peygamberimizin kızı Hz. Fatimatü'z Zehra (ra) , bu ayda vefat etmistir.

6: Cemâziye’l-Âhir

Bu ayda görülen rüyalann hükmü umumiyetle çıkmaz. Rüya hayırda olsa, şer de olsa böyledir.

7: Receb

Bu ayda görülen rüya, kuvvetli olur, hayır kapıları açılır veseyler hayırlara dönüşür. Tabirci, Recep ayında görülen rüyayı hayırla tabir etse, aksi çıkmaz. Bir kimse rüyada recep ayını görse, serefe meziyete isaret eder. Zira Resülullah (SAV.) , o ayda miraca çikmistir.

8: Şa’bân

Bu ayda görülen rüya hayra isaret ederse, ayiptan beri olur, büyük ve hayır çoğalır. Eğer ser olursa, gecikir ve doğru çıkmaz. Bir kimse rüyasında saban ayını görse, o devlet adamlarinin azledileceğine isaret eder.

9: Ramazan

Bu ayda bütün kötülük kapilari kapanir ve görülen hayırlı rüya çabuk çikar. Ramazanda görülen çirkin rüya sihhatli değildir. Ramazandaki hayırlı rüyanın hükmü gecikmez, serlisinin hükmü ise, gecikir ve tabir de edilmez. Bu ayda görülen rüyada inançsiz insanin durumu, mümininkinin tersidir. Gayesiz insanin gördügü rüya, kötülükten baska bir sey değildir. Bir kimse rüyada ramazan ayını görse, bu bereket, hayir, iyilikle emredip kötülükten nehyetmeye isaret eder. Eğer rüyayi gören ilim veya Kur'an ögreni yorsa, buna muvaffak olur. Çünkü Kur'ani Kerim bu ayda nail olmustur.

10: Şevval

Bir kimse rüyada sevval ayını görse üzüntülerden kurtulmaya, ferahlik ve sevince isaret eder. Zira sevval ayi bayram ayidir.

11: Zilka’de

Bu ayda görülen rüyalarda pek hayra yorumlanmaz. Yolculuga çıktığını gören kimse, sefere çıkmasın.

12: Zilhicce

Rüyada Zihhicce ayında veya kurban kestiğini veyahut kurban bayram namazı kıldığını gören kimsenin, bu rüyası borçlarını ödemesine, yaptığı adakları yerine getirmesine, tevbe etmesine ve sapıklıktan sonra hidayete erismesine isaret eder. Bazen de bu rüya, alimlerin kaybedilmesine ve devlet adamlarinin görevlerinden ayrilmasina isaret eder.

Devamını Oku...

Görülen Rüyaların Tabiri Ne Zaman Gerçekleşir?

-Ayın ilk günü görülen rüyalar doğru rüyalardır. -Ayın 2. günü görülen rüyalar doğru ve daha etkilidir. -3. gün görülen rüyalar da çabuk etkisini gösterir. -4 ve 5. gün görülen rüyalar bir yıl sonra etkisini gösterir. -6, 7, 8 ve 9. günün rüyası yine bir yıl sonra etkili olur. -Ayın 10. günü görülen rüya yalancı rüyalardır ve tabiri doğru çıkmaz. -11 ve 12. günün rüyaları da bir yıl sonra gerçekleşir. -14. günün rüyası orta hallidir; yani ne iyi ne de kötüdür. -15. günün rüyasının etkisi çabuk görülür. -16 ve 17. günün rüyası bir süre geçtikten sonra kendini gösterir. -18 ve 19. günün rüyası çok etkilidir. -20 ve 21. günün rüyası yalancı rüyadır ve tabir edilmez. -22. günün rüyası çabucak etkisini gösterir. -23 ve 24. günün rüyası çok kötüdür ve hayırlı bir etkisi olmaz. -25 ve 26. günün rüyası da yalancı rüyadır ve tabir edilmez. -27 ve 28. günün rüyası faydasız bir rüyadır. -29. ve 30. günün rüyası doğru, güzel ve etkilidir.

Devamını Oku...

Hangi Rüyalar Gerçek Rüyalardır?

Başta da belirttiğimiz üzere, rüya dört çeşittir:
  1. Bazen kan basıncınızın artmasından kaynaklanan rüyalar görürsünüz. Bu tür rüyalar tabir edilmez.
  2. Bazen stres altında olmanız ve düşüncelerinizin başka şeylerle meşgul olması yüzünden rüya görürsünüz. Bu rüyalar da gerçeği yansıtmaz ve tabiri yoktur.
  3. Bazen gün boyu yaptığınız işlerden etkilenir ve bunlarla ilgili rüyalar görürsünüz. Bu tür rüyaların da tabiri olmaz.
  4. Bazen de kalbinizi bir şeyle meşgul etmez ve ruhunuzu birtakım şeylerden arındırırsınız. Böyle yaparsanız, gördüğünüz rüya gerçeği yansıtır.
Bazı vakitlerde görülen rüyalar diğer vakitlerde görülen rüyalardan daha etkilidir. Buna göre:
  1. Yılın ilk başlarında görülen rüyalar yılsonunda görülen rüyalardan…
  2. Gecenin sonlarında görülen rüyalar akşamın ilk saatlerinde görülen rüyalardan…
  3. Günün ilk saatlerinde görülen rüya günün son saatlerinde görülen rüyalardan…
  4. Takva sahiplerinin gördüğü rüyalar diğerlerinden gerçeğe daha yakın ve daha etkilidir.

Devamını Oku...

İmam Nablûsî “Ta’tîrü’l-En’âm fi Ta’bîri’l-Menâm” ismini verdiği eserinin önsözünde Allah’a hamd, Resulü’ne salât ve selamdan sonra şöyle demektedir:

-Yüce Allah kerîm kitabında buyuruyor ki: “Onlar için dünya hayatında da, âhirette de müjdeler vardır. “(1) Bu mübarek âyetin tefsirinde müfessirlerden bazıları: “Dünya hayatındaki müjdeden murad, dünyada bizzat kendisinin veya kendi hakkında bir başkasının gördüğü sâlih rüyadır. Ahiretteki müjdeden murad ise Allah’ı görmektir.” demişler ve bu âyet-i celîleyi böyle izah etmişlerdir. Kâinatın Efendisi de şöyle buyurmuşlardır: “Sâlih rüyaya inanmayan kimse Allah’a ve ahiret gününe iman etmemiştir.” Müminlerin temiz ve pak annesi Hazret-i Aişe (r.anha) demiştir ki: -Resûlullah (s.a.v.)’de vahyin başlangıcı sâlih rüyalardı. Herhangi bir rüya gördüklerinde sabah aydınlığı gibi aynen zuhur ederdi... Rivayet edilir ki, bir gün Allah’ın Resulü, Hazret-Î Ebu Bekir (r.a.)’e hitaben dediler ki: -Yâ Ebâ Bekir, öyle bir rüya gördüm ki, güya ikimiz bir merdivenden çıkıyor muşuz, ancak ben seni iki basamak geçmişim!.. Hazret-i Ebu Bekir (r.a.) ılık gözlerini Allah Resulünün mübarek cemaline dikip: -Ey Allah’ın Resulü, dedi. Allah sizin ruhunuzu alıp rahmetine kavuşturduktan sonra ben iki buçuk sene daha yaşarım!.. (Cihan sıddikı Hazret-i Ebu Bekir’in bu tâbiri aynen gerçekleşmiştir...) Yine bir başka gün Allah’ın Resulü, Hazret-i Sıddîk-ı Ekber’e: -Yâ Ebâ Bekir, dediler. Rüyamda gördüm ki, siyah bir koyun bana tâbi olup benim peşimden ve o siyah koyuna da beyaz bir koyun tâbi olup onun peşinden geliyordu... Hazret-i Ebu Bekir (r.a.), Nebiler Nebisinin rüyasını şu şekilde tâbir ettiler ve dediler: -Ey Allah’ın Resulü, size ilk önce Araplar tâbi olacak, Arab’a da Arap olmayanlar ittiba edecektir... (Bu tâbir de ayniyle kısa zamanda zuhur etti.) Yüce Allah, Hazret-i Yûsuf’a rüya ilmini ihsan ve ikram buyurmuştu. Buna işaretle Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruluyor: “Rabbin seni seçecek ve sana rüya tâbirini öğretecektir.”(2) Rüya ilmi, insanlığın ve âlemin başlangıcından beri akıp gelen bir ilimdir ki, nebiler ve resuller o ilim ile amel etmişlerdir. Peygamberlerin çok kerre rüya ile verdikleri haberler, kendilerine rüya ânında Rableri tarafından vahyedilen şeylerdir.

Rüyalar üç kısma ayrılır:

  1. Allahu Teâlâ tarafından müjde olarak gösterilen bir rüyadır ki, hadis-i peygamberi ile anlatılan sâlih rüya budur.
  2. Şeytan tarafından korkutmak için vâki olan rüyadır.
  3. İnsanın bizzat kendi düşünce ve haliyle meydana getirdiği kuruntuların neticesinin rüya şeklinde tecelli etmesidir.
(Şeytan, Ademoğlunun amansız bir düşmandır. Düşmanın meydana getirdiği rüya da elbet bâtıldır). Şeytan tarafından korkutmak maksadıyla meydana gelen rüya bâtıl olduğundan ona itibar edilmez. Nitekim sahih hadisler böyle bir hâdiseden bizi haberdar etmektedir. Şöyle ki, Allah Resulünün yüksek huzuruna bir adam gelip: -Ey Allah’ın Resulü! Rüyamda gördüm ki, güya başım kesilmiş ve başımın ardı sıra gidiyorum! dedi. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz o adama buyurdular ki: -Uykuda şeytanın seninle oynadığını kimseye söyleme!.. *** Nefsin ve hevânın arzusundan meydana gelen rüyalar da vardır. Onlar da tıpkı şunun gibidir ki, insan kendisini rüyada çok sevdiği biri ile görür, veya bir şeyden korkar da o şeyi görür, veya aç olduğu için leziz yemekler yediğini, ya da midesinin dolu olu¬şundan kustuğunu görür.. (Bunların hepsi kendi kuruntusu ve nefsinin arzusudur. Tabii ki sahih rüya olamazlar..)

Bâtıl rüyalar da vardır ve yedi çeşittir:

  1. Üzüntü, keder ve arzuların tesiri ile insanın meydana getirdiği karmakarışık rüyalar.
  2. İnsanın rüyada ihtilâm olması. Bu rüyanın da tâbiri yoktur..
  3. Şeytan tarafından korkutmak için gösterilen rüyadır ki, rüyayı görene hiçbir zararı erişmez...
  4. Cin taifesinin gösterdiği şeylerdir ki, rüya sahibi rüya esnasında bundan da zahmet çeker...
  5. İblis’in gösterdiği ve temeli bâtıl rüyadır ki, bu zaten rüyadan sayılmaz.
  6. İnsan bünyesinin anormal ve kederli zamanında gördüğü rüyalardır. Ve bunlar da rüyadan sayılmaz...
  7. Acı ve ızdırapların getirdiği rüyalardır ki, rüya sahibi o anda senelerce önce vâki olmuş bir hali görür.

Rüyaların hayırlısı ve en sahihi müjdeleyici olanlarıdır.

Sahih ve doğru olan rüyalar beş türlüdür:

1. Apaçık sâdık rüya. Bu rüya nübüvvetten bir cüzdür. Nitekim yüce ve kerîm olan Allah’ın buyurduğu gibi her şey apaçık zuhur etmiştir. Allah buyuruyor ki:
“Andolsun ki Allah, gerçekten Peygamberine o rüyayı hak olarak doğru gösterdi. Andolsun ki, inşaallah emniyet içinde bulunan kimseler olarak başlarını traş etmiş ve kısaltmış olduğunuz halde korkmaksızın mutlaka Mescid-i Haram’a gireceksiniz. “(3) işte bu âyet muktezâsınca Allah’ın Resulü Hudeybiye’ye seferleri esnasında gördüler ki, sahabileri ile beraber korkusuzca Mekke’ye girip Kabe’yi tavaf ederek kurbanlarını kestikten sonra bazısı başlarını traş ediyor ve bazıları da saçlarını kesiyorlar... Kâinatın Efendisi rüya meleğinin tavassutu olmaksızın bizzat yüce Allah tarafından müjdelendi. Nebiler Nebisinin bu rüyasının, ibrahim (a.s.)’in rüyasında oğlu Hazret-i ismail’i kesmesi hakkında gördüğü rüya gibi tâbire ihtiyacı yoktur... Tâbir ilminde ehil olanlardan bazıları demişlerdir ki: “En büyük saadet o kişi içindir ki, rüyayı açık bir şekilde gördü. Zira açık rüyayı gösteren ancak Allah Teâlâ ‘dır. Onda rüya ile görevli meleğin tavassutu yoktur.”
  1. Salih bir rüyadır ki, o da Allah tarafından müjdelenir. Allah o rüya ile kulunu, yaptığı veya yapacağı bir şeyle müjdeler...
Kâinatın efendisi sahâbilerine hitaben dediler ki: “Sizden birinizin rüyada gördüğü şeylerin en hayırlısı, o kimsenin Allah’ını, peygamberini veya müslüman ana babasını görmesidir.” Sahabiler Allah’ın sevgilisine sordular: -Ey Allah’ın Resulü, bir insan rüyasında Rabbini görür mü, (bu mümkün mü?). Buyurdular ki: -Sultanı görür. Sultan da Allah’tır...
  1. Rüya ile mükellef meleğe “Sıddîkûn” adı verilmiştir. O melek yüce Allah’ın kendisini ümmü’l-kitab (kitabın anası) olan nüshadan öğretip bildirdiklerini ve ibretli darb-ı mesellerden ona ilham ettiği nesneyi sana rüyanda gösterir... Her eşyanın, her nes¬nenin misâl âleminde bir benzeri vardır.
  2. Murad ve maksat açık olmayıp gizlice işaret edilmiş rüyadır. Şu çeşit rüyadır ki, gördüğü yerin delaletiyle sahih olur. İnsan rüyada gördüğü yer, gördüğü yere galip gelerek şer hayır, hayır da şer şeklinde tecelli eder. Rüya anında mescidlerden birinde tambur çaldığını gören biri, bu hali akıl ve dine aykırı bulduğun¬dan derhal tevbe eder ve bu da onun için hayıra döner...
Keza hamamda Kur’ân-ı Kerim okuduğunu veya oynadığını gören kimse de fena bir işle şöhret bulur... Çocukların gördüğü rüyalar da sahih rüyalardandır. Cihan güzeli Hazret-i Yusuf o meşhur rüyasını gördüğünde yedi yaşında bulunuyordu. Kur’ân-ı Kerim’de beyan edildiği üzere Yusuf (a.s.) babasına şöyle demişti: “Babacığım, ben, rüyada onbir yıldızla güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki, onlar, bana secde ediyorlar.” (4) Ve bu rüya da doğru çıktı ve Hazret-i Yusuf, Allah’ın izniyle nice nimetlere mâlik oldu... İnsan rüyayı sade kendi hakkında görmez: Şu bir gerçektir ki, insanın gördüğü rüya sırf kendisi hakkında olmayıp, o kimsenin çoluk çocuğu, akrabaları, kardeşi, babası, dostu, meslekdaşı, zevcesi ve hemşehrileri gibi başkaları için de olur... Buna misâl de şudur ki: Kuduz kâfir Ebû Cehil rüyasında İslâm dinine girip Allah’ın Resulüne biat ettiğini gördü. Bu rüya onun kendi hakkında değil, oğlu hakkında tecelli etti; Hazret-i îkrime İslâm’a can atarak ebedî kurtuluşa erdi. Ebu Cehil ise küfür üzere azab diyarına göçtü. Bir gün Ümmü’l-Fazl, Allah Resulünün nur bağışlayan huzuruna geldi: -Ey Allah ‘ırı Resulü! Korkunç bir rüya gördüm! dedi. Kâinatın Fahri: -Gördüğün hayırdır, buyurdular. Ümmü ‘l-Fazl çırpına çırpına anlatmaya devam etti: -Ey Allah’ın Resulü, mübarek vücudunuzdan bir parça kesilip benim kucağıma bırakılmıştı... O anlattıkça Allah ‘in Resulü tebessüm ediyorlardı: -Ey Ümmü ‘l-Fazl! Yakında Fâtıma bir çocuk doğurur da sen onu kucağına alırsın, buyurdu. Nitekim Peygamber kızı Hazret-i Fâtıma (r.anha) az zaman sonra Hazret-i Hasanı dünyaya getirdi ve Ümmü’l-Fazl o güzellik cihanını kucağına aldı... *** Gördüğü rüyanın doğru ve sahih olmasını isteyen kimse, sözünde, özünde doğru olmalıdır. Yalan, gıybet, koğuculuk, kötü ahlâk rüyalara da tesir eder. Rüya sahibi yalan söylemez, yalan söyleyenleri de hoş karşılamazsa onun gördüğü rüyalar gerçeğe ayna tutar... Güzel ve sahih bir rüya görmek isteyen kişi uykuya yatarken abdestli olarak yatmalı ve Allah ‘a çok dua etmelidir. Rüya hakkında İmam Nablûsî’nin buna benzer daha birçok sözleri var. Biz kısa ve özet olarak aldık, mevzuya burada son veriyoruz. Her şeyin en iyisini ve hayırlısını bilen Allah’tır... (1) Yunus Sûresi, 64. (2) Yusuf Sûresi, 6. (3) Fetih Sûresi, 27. (4) Yusuf Sûresi, 4.

Devamını Oku...

Rüyalar İslâm’a göre rüya üç çeşittir.

Salih rüya,
Şeytanî rüya,
İnsanın içinde yaşadığı olaylardan doğan rüya.

Şeytanî rüya şeytanın, insanı korkutup üzüntüden üzüntüye sevk etmek için, uyku halinde insanın kalbine verdiği vesveseden ibarettir. Peygamber (sav) şöyle buyurur: Sizden biriniz sevdiği bir rüya görürse o Allah’tandır. Bunun için Allah’a hamd edip rüyasını söylesin. Hoşuna gitmediği bir rüya görürse o şeytandandır. Şerrinden Allah’a sığınsın ve onu kimseye de açmasın. Yoksa kendisine zarar verecektir.

İnsanın içinde yaşadığı olaylardan doğan rüya ise. insan bir şeyle meşgul olup onunla fazlasıyla ilgilendiği için hakkında rüya görür. Peygamber (sav) bir hadiste şöyle buyurur: Rüya üçdür. Allah tarafından olup müjde veren salih rüya, üzüntü verip şeytandan gelen rüya ve insanın kendi kendine bir şeyler söyleyip tasavvur ettiğinden meydana gelen rüya.

Yûsuf sûresinde zikredilen Hz. Yusuf (as)’ın rüyasıyla ilgili âyet ile yukarda zikredilen hadisler bunu ifade ediyorlar. Rüyaların içinde hak rüyalar vardır. Ancak her rüya haktır ve her tabir de doğrudur, denilmez. Rüyaya göre hareket ve rüyaya istinad etmek doğru değildir. Hatta fıkıh kitapları beyân ediyorlar: Şeytan her ne kadar Peygamberin suretine giremezse de Şaban’in yirmi dokuzunda Peygamber (sav) herhangi bir kimsenin rüyasında yarın Ramazan’ın birinci günüdür oruç tutunuz diye emretse de bu rüya ile amel edilmez. Çünkü, rüya ilim olmadığı gibi zabt da edilmez.

Rüya ve İlham ile Amel Etmek

Rüyalar ve İlhamlar; Rabbani ve Rahmani, Şeytani ve Nefsani olabilirler. Bu sebeple aralarını iyi belirlemek gerekir. İslam uleması bu konularda şu üç şartın yerine getirilmesi durumunda amel edilebileceğini, ama hiç kimseyi zorlamanın doğru olmadığını belirtirler.

Görülen rüya veya ilham, dinimizin emirlerinden birini kaldırıcı veya yasaklarından birini de helal edici cinsten, yani dine aykırı ve sünnete zıt olmayacak.

Rüya veya İlham güvenilir, herkesin itimat ettiği, Ebu Hanife, Şafii, İmamı Rabbani, İmamı Gazali gibi kişiler olmalıdır. Herkes o zatın yalan söylemeyeceği ve dinin esaslarını hakkıyla bilen ve yaşayan birisi olduğunu kabul etmelidir.

Rüya ve İlhamla elde edilen bilgiler dinin bir emri gibi kabul edilmemeli. Sadece tavsiye edilebilir. Rüyalar ve ilhamlar birer ikazdır, irşattır. Bağlayıcı ve zorlayıcı olamaz. Bu rüya ve İlhama uyanlar ayıplanmayacağı gibi, uymayanlar da ayıplanmaz.

Devamını Oku...

Enfal Suresi 43. Ayet

Hani Allah, sana rüyandan onları az gösteriyordu; eğer sana onları açık gösterseydi, korkacak ve kumanda da tartışacaktınız. Fakat Allah, selamete bağladı; çünkü O, bütün sinelerin özünü bilir.

Yusuf Suresi 4. Ayet

Bir vakit Yusuf babasına: “Babacığım, ben rüyada onbir yıldızla güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki, onlar bana secde ediyorlar.” dedi.

Yusuf Suresi 5. Ayet

Babası: “Yavrum, rüyanı kardeşlerine anlatma, sonra sana bir tuzak kurarlar; çünkü şeytan, insana belli bir düşmandır.

Yusuf Suresi 36. Ayet

Onunla birlikte zindana iki delikanlı daha girdi. Birisi: rüyada kendimi şarap sıkarken görüyorum.” dedi. Diğeri: “Ben, rüyada kendimi basımın üstünde bir ekmek götürürken görüyorum, ondan kuşlar yiyor. Bize bunun tabirim haber ver; çünkü biz seni iyilik sevenlerden görüyoruz.” dedi.

Yusuf Suresi 41. Ayet

Ey zindan arkadaşlarım, gelelim rüyanıza: “Biriniz, efendisine yine şarap sunacak, diğeri asılacak ve kuşlar basından yiyecek; işte fetvasını istediğiniz mesele halledildi!” dedi.

Yusuf Suresi 43. Ayet

Bir gün hükümdar: rüyamda yedi arık ineğin yemekte olduğu yedi semiz inek ve yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak görüyorum. Ey efendiler, eğer rüya tabir ediyorsanız, bana rüyamı halledin!” dedi.

Yusuf Suresi 44. Ayet

Dediler ki: rüya dediğin, demet demet hayallerdir, biz ise hayallerin tabirini bilmiyoruz.”

Yusuf Suresi 46. Ayet

Gelip: “Yusuf, ey dosdoğru kişi, “yedi semiz inek. bunları yedi arık inek yiyor ve yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak” rüyasını bize tabir et, ümit ederim ki, o insanların yanına cevapla dönerim, ola ki, değerini bilirler dedi.

Yusuf Suresi 100. Ayet

Ana ve babasını taht üzerine çıkardı, hepsi Yusuf için secdeye kapandılar. Yusuf da:”Ey babacığım, işte bundan önceki rüyamın yorumu bu; gerçekten Rabbim onu gerçekleştirdi, cidden bana iyilikte bulundu;çünkü beni zindandan çıkardı; şeytan benimle kardeşlerimin arasını dürtüştürdükten (bozduktan) sonra sizi çölden buraya getirdi. Gerçekten Rabbim, dilediği şey için aldığı tedbirde çok hoş davranır. Gerçek şu ki, O, herşeyi çok iyi bilen, her yaptığın bir hikmete göre yapandır!

Yusuf Suresi 101. Ayet

Ey Rabbim, Sen bana mülkten bir nasip verdin ve bana rüyaların tabirinden bir ilim öğrettin. Gökleri ve yeri yaratan Rabbim, dünya ve ahirette benim velim Sensin! Benim ruhumu müslüman olarak al ve beni iyiler arasına kat!” dedi.

Enbiya Suresi 5. Ayet

(Onlar): “Bunlar bir takım karışık rüyalar; yok onu kendisi uydurdu; yok o bir şairdir; öyle değilse, önceki peygamberlerin gönderdikleri gibi, bize bir mucize getirsin!” derler.

Saffat Suresi 102. Ayet

(Oğlu) yanında koşma çağına gelince : “Yavrum, ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak ne düşünürsün?” dedi. (Çocuk da): “Babacığım sana ne emrediliyorsa yap! Beni inşaallah sabredenlerden bulacaksın!” dedi.

Saffat Suresi 105. Ayet

rüyaya gerçekten sadakat gösterdin, işte Biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.”

Fetih Suresi 27. Ayet

Andolsun ki, Allah gerçekten peygamberine o rüyayı hakkıyla doğru gösterdi, Şanıma yemin ederim ki, İnşaallah Mescid-i Haram’a güvenlik içinde başlarınızı kazıtarak, kırkarak korkusuzca gireceksiniz! Ancak O, sizin bilmediğiniz şeyleri bildi de ondan önce yakın bir fetih verdi.

Devamını Oku...

Büyük Rüya Tabirleri

Rüyada daha önce yaş olduğu halde sonradan kuruyan yeri görmek, bir mübarek âyetin işaretince korkudan emin olmaya delâlet eder.

Rüyada kuraklıktan dolayı hasta olduğunu görmek, sıkıntıya duçar olmak, rüya sahibinin Allahu Teâlâ’nın rızasının dışına malını harcamasına, borcunu ödemekten kaçındığı için de, üzerine Allah’ın azabının ineceğine alâmettir.

Devamını Oku...

Rüya Tabirleri Ansiklopedisi

Rüyada önceden yas olduğu halde sonradan kuruyan yeri görmek «Andolsun ki, biz Musaya «kullarimla geceleyin yola çik da (düsmanlarin) yetismesinden korkmayarak (bogulmanizdan) da endise etmeyerek onlar» denizde kuru bir yolaç» diye vahyetmisizdir.» (Sürei Taha, ayet 77) mealindeki ayet isaretince, korkudan emin olmaya delalet eder.Bir kimsenin rüyada kurakliktan dolayi hasta görmesi, o sahsin Allah (C.C.) in rizasinin disinda malini sarfetmesine, halktan para alip harcamasina ve borcunu ödemedigi için de, üzerine Allah (C.C.) m azabinin ineceğine delalet eder.

Devamını Oku...

Meşhurların Rüya Tabirleri

 

EVLİYA ÇELEBİ

Hikmet-i Hûda, seyahat ile bir çok yerleri görmeye sebep olan ben hakir ve fakir, daima kusuru çok olan seyyah, insan oğlunun kölesi siyasız evliya Derviş oğlu Mehmet Zilli daima Allah'dan yardım isteyip, Fürka-ı Kerim suresi ve Yüce Kur'an' inayetleri bereketleri ile bütün gönlümle Cenab-ı Hak' dan duada bulunarak, doğum yerimiz olan İstanbul' da evimde, yuvarlak yastığıma uyumak için yaslanmıştım. 1040 senesi Muharrem ayının Aşure gecesinde (20 Ağustos 1630), ya uyku halinde iken, gördüm ki: Yetmiş iskelesi yakınında Ahi Çelebi Camii -ki helal para ile inşa olunmuş olup, duası kabul olan eski bir camidir. Uykumda kendimi o camide gördüm. Derhal l iminin kapısı açıldı. Nurlu caminin içi baştan başa silahlı ^sker ve nurlu cemaat ile dolu idi. Sabah namazının sünnetini kıldıktan sonra salavat-ı şerife okumaya başladılar. Ben hakir ise minber dibinde oturuyordum. Bu nur yüzlü cemaati hayranlıkla seyrediyordum. Hemen yanımda oturan cana bakıp: "- Sultanım! Sizler kimlerdensiniz? İsminizi Lütfediniz" dedim. Onlar "- Aşere-i Mübeşşere'den kemankeş­lerin piri Sa'd İbn Ebi Vakkas' ım" deyince, hemen mübarek ellerini öptüm. "-Ey sultanım! Bu sağ tarafta nura bürünmüş sevimli cemaat kimlerdir? " dedim. "- Onlar bütün peygam­berlerin ruhlarıdır. Geri safhadakiler evliyaların ve asfıyanm ruhlarıdır. Bunlar da sahabe-i kiram'ın, muhacirinin, ensar, sufe ehli ve Kerbela şehidlerindendir. Mihrabın sağmdakiler Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer' dir. Mihrabın solundak- iler Hazret-i Osman ve Hazret-i Ali' dir. Mihrabın önündeki Hazret-i Veysel Karani'dir. Camiinin solunda, duvar dibindeki siyah örtülü kimse senin pirin Hazret-i Peygamber'in müezzi­ni Bilal - Habeşi' dir. Bu ayakta duran, cemaat saf saf süzene koyan kısa boylu adam Amr-i Ayyar' dır. İşte bu kızıl renkli elbiseler giyip sancakla gelen askerler Hazret-i Hamza ve bütün şehidlerin ruhlarıdır. " diye cami içinde bulunan bütün cemaati birer birer bana anlattı. Onların hangisine baktıysam ellerimi göğsüme koyup iyice baktım ve baktıkça can buldum. "Ey sultanım! Bu cemaatin bu camide toplanmalarının sebebi nedir?" diye sordum. Bana: "- Azak taraflarında İslam askerlerinden Tatar askerleri sıkıntıya düşmüşlerdir. Hazret-i Peygamber' in himayesinde olanlar İstanbul' a gelip, buradan Tatar Hanı'na yardıma gideriz. Şimdi Hazret-i Risalet dahi İmam-ı Hasan, İmam-ı Hüseyin, on iki imam ve bizden başka aşere-i mübeşşere ile gelecekler. Sabah namazının sünneti kılı­nacak. Sonra sana "kamet getir" diye işaret buyururlar. Sende yüksek sesle kamet getir. Selamdan sonra Ayete'l Kürsi'yi oku. Bilal (Sübhanallah) desin. Sen (Elhamdülillah), Bilal (Allahu Ekber) desin, sen (Amin, amin) de. Sonra bütün cemaat hep birden tevhid ederiz. Sonra sen (Ve salli ala cemiü'l enbiya-i ve'l mürsalin ve'l hamdülillahi mübarek Rabü'l-alemin) deyip kalk. Hemen, mihrabda, Hazreti Peygamber otururken elini öp. (Şefaat ya Resülallah) de. Yardım rivaet. " diyerek, Sa'd İbni Ebi Vakkas, yanımda oturup bana öğretti. Onu gördüm ki, camii kapısından bir nur-u mübin parladı. Camii içi nur dolu iken, nur üstüne nur oldu. Bütün sahabe-i kiram, nebi'ler ve evliyaların ruhları ayakta hazır durdular. Saadetle Hazret-i Peygamber, yeşil sancağı dibinde, yüzünde örtüsü ile, elinde asası ve belinde kılıcı ile, sağında İmam-ı Hasan ve solunda İmam-ı Hüseyin olduğu halde göründü. Mübarek sağ ayak­larını (Bismillah) diyerek cami içine koydu. Mübarek yüzün­den örtüsünü açtı ve: "-Esselamü aleyke ya ümmeti" diye selam verdiler. Bütün camide bulunanlar hep bir ağızdan "-Ve aleykümü's-selam Ya Resülallah ve Ya Seyyide'l-ümen" diye selam aldılar. Hazret-i Peygamber, hemen mihraba geçip, sabah namazının iki rekat sünnetini kıldılar. Bana bir korku ve vücuduma titreme geldi. Hazret-i Peygamberin bütün görünüşüne baktım. Hilye-i Hakani'de anlatıldığı şekilde idi. Yüzündeki örtü al şal idi. Mübarek sarığı on iki kolanlı ve beyaz şaş idi. Hırka-i şerifleri sarıya yakın deve yünündendi. Boynunda sarı renkli sof şalı vardı. Mübarek ayaklarına renkli çizmeler giymişti. Mübarek başlarındaki sarığı üzerinde bir misvak sokulmuştu. Selam verdikten sonra, bana bakıp sağ ile dizine vurup: "Kamet Getir" dediler. Ben hemen sa'd İbni Ebi Vakkas'ın öğrettiği gibi segah makamında kamet getirip tekbir ettim. Hazret-i Peygamber de segah makamında hazin bir sesle Fatiha-i Şerifi ve arkasından (Ve Vehebna) asr-i şerifini okudu. Böylece bütün cemaate imamlık etti. Selam verdikten sonra ben (Ayete'l -Kürsi)' yi okudum. Sonra Bilal ile sırayla müezzinlik yaptık. Duadan sonra bir sultani tevhid oldu ki, Allah aşkı ile kendimden geçip güya uykudan uyanır gibi oldum. Uykumu kısacası, Sa'd İbn-i EbiVakkas'm öğretmesiyle görevi tamamladım. Hazret-i Peygamber, mihrab' da yanık bir sesle uzzal makaımda bir Yasin-i şerif üç İza Cae suresi ve Muvazzeteyn süresini tamamen okudu. Bilal Fatiha dedi. Hazret-i Peygamber mihrabda ayak üzere dururken, sa'd İbni Ebi Vakkas hazretleri beni elimden tutup Hazret-i Peygamberlerin huzuruna götürdü. Hz. Peygambere "sadık aşıkın, müştak ümmetin Ebliya kulun, şefaatini riva eder" dedi. Bana da : "Mübarek ellerini öp!" dedi. Ben o an ağlamaklı oldum. Hz. Peygamberin mübarek ellerine müs- tahça dudaklarımı kondurdum. Onun görünüşünden (Şefaat ya Resulallah !) diyeceğime, hemen (Seyahat Ya Resulallah) demişim. Hz. Peygamber hemen tebessüm edip (Şefaati, seya­hat ve ziyareti sıhhat ve selametle kolay eyle Ya Rabbi) diye­rek (Fatiha dediler. Bütün sahabe-i kiram Fatiha yı okudular. Ben bütün orada bulunanların mübarek ellerini öperek, hayır dualarını alıp giderdim. Kiminin mübarek eli mis gibi, kiminin anber, kiminin menekşe ve kiminin karanfil gibi kokuyordu. Amma bilhassa Hz. Peygamber' in kokusu zağferen ve kırmızı gül gibi kokuyordu. Sağ elini öptüğümde sanki pamuk gibi kemiksiz bir et idi. Bu şekilde bütün cemaatin ellerini öptüm. Hz. Peygamber, sonra yine Fatiha dedi. Bütün eshab-ı güzin yüksek sesle Sebü'l-mesani'yi okudular. Hz peygamber- mihrabdan "-Esselamu aleyküm ey kardeşler!" deyip camiden çıkıp gittiler. Hemen Sa'd hazretleri belinden ok mulifazasını çıkarıp benim belime kuşattı ve tekbir getirip: "-Yürü ok ve yay ile gaza eyle. Allah'ın muafazasmda ve emanetinde ol. Sana müjdeler olsun ki, bu toplulukta ne kadar ruhlar ile görüşüp mübarek ellerini öptünse, onların hepsini ziyaret etmen nasib olup, dünyayı gezer ve insanlar içinde tek olursun. Ama, gezip gördüğün elkeleri, kaleleri, beldeleri, nedir eserleri, her ülkenin güzel işlerini, yiyecek ve içeceklerini, toprakların eylem ve boylam derecelerini yazıp, güzel bir eser meydana getir ve ahiret oğlum ol. Hak yolunu elden bırakma. Gönül huzursuzluğundan uzak ol. Ekmek öğren ve tuz hakkını gözet. Sadık dost ol. Yaramazlarla yar olma. İyilerden iyilik. " diyerek nasihatte bulundu ve anından öpüp; Ahi Çelebi Camii'nden çıkıp gittiler. Ben şaşkın bir halde rahat uykudan uyandım. "Acaba, bu benim halim midir, yoksa olan bir şey midir, yoksa güzel bir rüyam mıdır?" düşünerek, içime bir rahatlık gelip, gönlüme neşe doldu. Sonra sabahleyin temiz bir abdest alıp, sabah namazını kıldım. İstanbul'dan Kasımpaşa tarafına geçtim. Rüya tabircisi İbrahim Efendiye gittim. Rüyamı tabir ettirdim. Bana " Cihanı süsleyen bir dünya gezip dolaşan bir seyyah olup, işin iyi bir sonuçla tamama erip, Hz. Peygamber' in şefaati ile cennete girersin" diyerek müjde verip (El- Fatiha) dedi. Oradan Kasımpaşa Mevlevihanesi Şeyhi Abdullah dede' ye gittim. Ellerini öpüp rüyamı ona da tabir ettirdim. Bana "On iki imamın ellerinden öpmüşsün, dünya da himmet sahibi olursun. Aşere-i Mübaşerenin ellerinden öpmüşsün cennete girersin. Dört halifenin ellerinden öpmüşsün, dünya da bütün padişahların şerefli sohbetlerine katılıp, sevdikleri kimselerden olursun. Madem ki Hazret-i Peygamber'in temiz yüzlerini görüp mübarek ellerini öpüp, hayır duasını almışsın, iki cihanda da saadette erersin. "- Yürü, işin rast gele. El Fatiha" diyerek hayırlı duada bulundu.

YAVUZ SULTAN SELİM

Bir gece yatağımda uyuyakalmışım. Sabah namazını kıldıktan sonra hizmetlerine koştum. - Bu gece görünmedin, ne işteydin? diye sordular. Birkaç gecedir uykusuz kaldığım için, bu gece gaflete geldiğimi ve hizmetlerinden mahrum olduğumu özürle beyan ettim. - Şimdi, ne düş gördünc-e beyan eyle, buyurdular. - Arza kabil bir düş görmedim, diye cevap verdim. Tekrar buyurdular ki: - Bu ne sözdür? Bir geceyi tama­men uyku ile geçiresin de bir vakıa görmeyesin. Herhalde gör­müştür. Başka vadide biraz konuştuktan sonra tekrar bana dönerek: -Abes söyleme. Herhalde bu gece bir vakıa görüşmüştür. Söyle gizleme! dedi. Her ne kadar düşündümse de görmüş olabileceğim bir şey aklıma gelmedi. İşe yarar bir şey görmediğime yemin ettim. Sultan, mübarek başlarını sal­layarak hayret gösterdiler. Ben de "Sebebi ne olabilir?" diye hayret ettim. Hemen sonra Kapuağası'nm dairesine bir iş için beni gönderdiler. Oraya vardığımda gördüm ki Hazinerdar başı Mehmet Ağa, Kilercibaşı, Saray ağası ve Kapuağası Hasan Ağa adetleri üzerine otururlar. Ama kapuağası Hasan Ağa düşünceli ve şaşkın bir vaziyette başını öne eğmiş, gözleri yaşlı olarak oturuyordu. Bu zat esasında, sessiz hallerine ben­zemiyordu. Bir kimsenin vefat etmiş olduğunu zannettim. - Ağa hazretleri kalbinüz gamlı, çeşmiııüz yaşlı görünür. Sebebi ne ola? dediğimde, - Hayır bir şey yok, diye gizlemesi üzerine Hazinedarbaşı: - Kardeş, Ağa'ya bu gece bir vakıa olmuş da o uykunun sarhoşluğundadır., dedi. Bunun üzerine: - Allah için haber verin, padişahımız elbette vakıa görmüşsündür, söyle diye bu bende şerini aciz ettiler. Herhalde zorlama asılsız değildir. İyi armağandır anlatınız dedim. Rüyayı nakletmesi için bayağı sıkıştırdık. Ağa utanma hissi ağır basan bir şahıs olduğundan anlatmaktan kaçındı ve: - Benim gibi yüzü kara günahkarın ne rüyası olur ki padişahın huzurunda anlatmaya değsin, kerem edin bana bu teklifte bulunmayın, dedi. Biz sıkıştırmaya, o da vazgeçirmek için yalvarmaya devam etti. Nihayet Mehmet Ağa: - Nice söylemezsün, bize anlattığmada buna memur olduğunu naklet­tim. Gizlenmesi ihanet olmaz mı? deyince, Ağa sırrının mührünü açıp anlattı. - Bu gece rüyamda gördüm ki, eşiğinde oturduğumuz bu kapıyı hızlı hızlı çaldılar. "Ne haber var" diye ileri baktım, vardım; kapu, dışarısı göriincek fakat bir adam sığınmayacak kadar az açılmış. Taşlık, talesanlı (ucu sarkıtılmış sarıklı) nurani kimselerle dolu, elleri bayraklı ve silahlı mükemmel şahıslar. Kapının dibinde, elleri sancaklı dört nurani kimse durur. Kapıyı vuranın elinde Padişah' m Aksancağı var. Bana dedi ki: - Bilir misiniz niye gelmişiz? Ben de: - Buyurun, dedim. Dedim ki: - Bu gördüğün kimseler Resulullah (s. a. v. )ın ashabıdır. Bizi Hazıct-ı kesuluiian Selim Han' a selam etti ve buyurdu ki: Kalkıp gelsün ki Haremeyn hizmeti ona buyruldu. Gördüğün dört kişiden, bu Ebu Bekr-i Sıddıyk, bu Ömerü'l Faruk, bu Osman-ı Zi'n- Nureyn' dir. Seninle konuşan ben ise, Ali bin Ebi Talib' im. Var, Selim Han' a söyle dedi ve nazarımdan galip oldular. Ben dehşetle kendimden geçip tere batmış ve sabaha kadar baygın yatıp kalmışım. Oğlanlar, teheccüd zamanında mütad üzere kalkmadığımı hastalığa yormuşlar ve sabah namazı vakti geçe­ceği zaman gelip beni uyarmak için yapmışlar, görmüşler ki suya düşmüş gibi ıslak yatarım. Elbise değiştirmek için yenilerini getirip o aralık, beni uyandırmışlar. Aklım başıma gelince, acele ile kalkıp namaza yetiştim. Ama tamamen sükuna eremedim. Ağa bunları anlatırken ağlıyordu. Padişahın buyurduğu hizmet nakledi, derhal huzurlarına gittiğimde, o hizmeti sual etmeyip tekrar yeni rüyadan bahis açarak: - Şu senin bu gece sabaha dak uyuyup bir vaka görmediğin bana tuhaf gelir. Hemen şöyle hayvan gibi yatıp uyudun mu? Dedim ki: -Padişahım, vakıayı bu Hasan kulunuz (Hasan Can) görmediyse bir Hasan kulunuz (Kapıağası Hasan Ağa) görmüş. Emriniz olursa arz edeyim. Buyurdular ki: - Söyle görelim. . . Ben de hadisenin tamamını naklettim. Ben anlattıkça mübarek çehreleri kızarmaya başladı ve mübarek gözlerine yaş geldi. Bitirince buyurdularki: - Derd -mendin safa' yı meşrebi (Zavallının tıynetinde safiyet) var­mış, sen onu bize medhettikçe "Bir kimseyi ibadet eder görürsün hemen veli sanırsın" diye seni alaya alırdık, boşuna medhetmezmişsin... Ve devamla: - Biz sana demezmiyiz ki, biz bir tarafa memur olmadan (emir verilmeden) hareket etmemişizdir. Atalarımız vilayedden behre-mendler idi (velilikden nasip sahibiydiler), kerametleri vardır. İçlerinde biz onlara benzemedik ... diyerek kendilerini küçük göstermeye çalıştılar. Arap Seferi hazırlıklarına başladılar...

ABRAHAM LINKOLN

Amerika'nın eski cumhurbaşkanlarından Abraham Lincoln, 1865 yılının 14 Nisan gecesi, gördüğü garip bir rüya ile sıçrayarak uyandı. Rüyanın verdiği sıkıntıdan şırıl sıklam teri emişti. Kalktı çamaşır değiştirdi. Bir süre kitap okudu. Tekrar uzandığında, sanki aynı rüya kendisini yatağın içinde bekliyormuş gibi rahatsızlık duydu. Tekrar uykuya dalabilme- si bir kaç saatini aldı. Sabah olduğunda rüyasını eşine ve yakınlarına anlattı. Hatta o gün kabine toplantısında bile bahs­etmek lüzumunu hissetti. Rüyasında, beyaz sarayın hizmetkar­ları telaşla koşup geliyorlar ve cumhurbaşkanının öldüğünü kendisine haber veriyorlardı. Abraham Lincoln'ün yakınları bunu hayra yorarak ömrünün uzayacağını söylediler. Aynı günün akşamı Lincoln ve karısı dostlarıyla birlikte tiyatroya gittiler. Kötü rüya Lincoln'ü manen sarsmıştı. Bir ön seziyle olacak hadiseleri hissediyormuşçasma konuşuyor, yakınlarını teskin edici telkinlerine rağmen ruhunu saran karanlıktan sıyrılamıyordu. Temsilin heyecanlı bir sahnesinde Lincln'ün oturduğu loca kapısı, yavaşça aralandı sahneden akseden ışık­la elindeki tabancası parlayan genç bir adam; içeridekilerin hareketlerine fırsat vermeden kurşunları boşalttı. Amerikanın 16. cumhurbaşkanı, beynine dolan kurşunlarla koltuğuna can­sız yığılıverdi. Henüz gördüğü rüyanın üzerinden yirmi dört saat bile geçmemişti. Böylece, rüyanın gelecekten haber veren işareti ile bir ülkenin devlet başkanı tarihe karışmış oluyordu.

ŞAİR NABİ

Şair Nabi, zamanın paşalarından birinin iltifatına mahzar olur ve beraberce hacca giderler. O devirlerde hacca deve ile gidilir. Develerin sırtına yüklenen mahmil ismi verilen, iki kişinin rahatça yolculuk edebileceği bir semer vardır. Nabi ile Paşa da böyle bir deve de yolculuk ederler. Nihayet bir seher vaktinde Medine topraklarına girerler. Nabi, Peygamberin kabrini ziyaret edeceğim diye heyecanlanır, mahmilin öbür tarafında ise Paşa yatmış uyuyor. Bu durum Nabi' yi mütessir eder. "İki cihan güneşinin bulunduğu topraklara geldik. Biraz sonra Medine şehrine gireceğiz. Böyle yatmak hiç münasip olur mu?" diye düşünür ve bu heyecanla dudaklarından şu mıs­ralar dökülür. Sakın terk-i edebten kuy-ı mahbub-ı lıudadır bu Nazargahı ilahidir, makamı Mustafa' dır bu. . . Nabi farkında olmayarak bu mısraları birkaç kere tekrarlar. Her tekrar edişte sesi biraz yükselir. Ve nihayet öbür tarafta uyumakta olan Padişah uyanır. - Nabi ne oldu, ne söylüyorsun, der. Nabi de:
  • Efendim, Peygamberimizin kabr-i sadetlerinin bulunduğu Medine şehrine geldik de, bazı şeyler hatırladım, bunları söyledim. Paşa da Nabi' nin heyecanına katılır. Abdest alıp yay olarak Medine sokaklarında Ravza-i Mutahhara'ya doğru yürürler. Bu esnada kulaklarına bir ses gelir. Durup dinlerler. Gelen ses Mescid-i Nebevi'nin minarelerinden yükseliyor. Sesi dikkatle dinleyince, biraz evvel Nabi' nin söylediği mısralarm müezzin tarafından okunduğu anlaşılır. İyice duygulanırlar. Paşa Nabi"ye şöyle seslenir. - Nabi bu hal nedir? Nabi de:
  • Bilmiyorum, der. Her ikisi de sükût ederler ve beraberce minarenin kapısına girerler. Müezzin minareden inmesini bek­lerler. Müezzin inince: - O söylediklerin ne idi, onları ne için söyledin, sebebi nedir, diye sorarlar. Fakat müezzin bir türlü söylemez. Ne kadar ısrar ederse de, "Söylemem, kafamı kes­seniz de söylemem!" deyince: - Ama, der Nabi, Bunları biraz önce ben söyledim. Sana kim söyledi. Bu sefer müezzinin tavrı ve şekli değişir heyecanla: - Senin ismin Nabi mi? der. Evet cevabını alınca müezzin Nabi'nin ellerine, Nabi de müzezzinin boynuna sarılır. Bu dehşetli manzarayı seyreden Paşa, dayana­mayıp: - Nereden bildin bunun isminin Nabi olduğunu, Allah aşkına söyle, der. Müezzin rüyasını anlatır. - Efendim, akşam abdestli olarak yatmıştım. Biraz evvel Peygamberimizi rüyam­da gördüm. Ya müezzin kalk yatma. Benim aşıklarımdan biri benim kabrimi ziyarete geliyor. Şu cümlerle minareden onu istikbal et, dedi. Ben de hemen kalktım. Abdest aldım. Peygamberimizin iltifatına mazhar olan aşık kimdir diye düşünerek minareye koştum.

Devamını Oku...

Rüyaların Anlamı

Rüyada rüya yorumlamak, yorumlayanın kişiliğine bağlı olarak tabir edilir.

Dürüstlüğüne inandığınız bir kimsenin rüyanızı yorumladığını görmeniz o rüyanın sahih olduğuna ve gerçekleşeceğine işaret eder.

Rüya tabircisini görmek, mahzun kimselerin refaha kavuşmalarına, ferahlık içinde olanların mahzun olmalarına işaret eder.

Bazen tabirci görmek, gizli şeyleri bilmeye, zor konulan çözmeye, hikaye ve olay nakledicisine, veya dini bilgileri bilen alim bir zata tabir edilir.

Bazen de tabirci hakim tarafından bir hususun keşfedilmesine vazifelendirilen kimseye işaret eder. Tabirci geçmiş meliklerin sicillerini okuyan bir kişiye işaret eder.

Rüyasında rüya tabircisi olduğunu gören kimse, hakimliğe eğilse hakim olur.

Bir kimse rüyada rüyasını tabirciye anlatsa, tabircinin ona anlattığı söz hikmetli ve sünnet-i seniyyeye uygun olur.

Devamını Oku...

Büyük Rüya Tabirleri Ansiklopedisi

Rüya tabir ettiğini görmek, doğruluğu tartışılır bir kimsenin söz ve haberine; Salih ve doğru sözlü birinin rüya tabir ettiğini görmesi, bu yorumun aynen çıkmasına; Rüyada, gördüğü rüyayı bir tabirciye anlattığını görmek, hikmetli ve sünnete uygun olan ssöz işitmeye; Tabirci olduğunu görmek hakim olmaya, ilim tahsil etmeye yahut okumaya, Rüya yorumcusu görmek kaybolan kimseden haber almaya, bir şeyin açığa çıkmasını isteyen kimsenin bu arzusunun yerine gelmesine, mahzun kimsenin sevinmesine, sevinçli olanların kederlenmesine, Tabirci görmek bazen zor şeyleri çözmeye, rumuzlu şeyleri bilmeye, gizli şeyleri açığa çıkarmaya; arkadaşına öğüt vermeye ve onu esirgemeye; Tabirci görmek hem müjdeleyen, hem de korkutan kimseye, camiye ve Kur'an okumaya; yargıç, fıkıh bilğini ve doktora; sarraf ve ayar yapan kimseye, insanları teselli eden kimseye, kitap, sicil vs. okuyan kimseye delalet eder.Kişi rüyasında rüya görürse dikkat etmelidir.

Aynen çıkar.

Devamını Oku...

RÜYA HAKKINDA PEYGAMBERİMİZİN HADİSLERİ

Peygamber efendimiz (s. a. v) buyuruyor ki: "Bir kimse rüyasında beni görürse mutlak surette beni gör­müştür. Zira şeytan benim suretime giremez. " "En sadık rüya seherlerde (görülen) rüyadır. " "Güzel rüya bir müjdedir. Onu müslüman olan görür veya kendisine gösterilir. " "Salih ve gerçek rüya nübüvvetin yetmiş altı parçasından bir parçasıdır." "Rüya altıdır. Kadın görmek hayra, deve korkuya, süt islam fıtratına, yeşillik cennete, gemi kurtuluşa, hurma rızka delalet eder." "Rüyayı hayra yorunuz. " "Sizden biriniz hoşlanmadığı, fena bir rüya görürse üç kere: 'Euzü billahi mineşşeytanirracim' diyerek sol tarafına tükürsün. Artık ondan hiçbir zarar gelmez. "

Devamını Oku...

İnsanın sorumlu olduğu saha vardır. Bu da uyanıklık halidir.

Yani insan uyanıklık halinde sorumludur, uyanıklık haricinde uyku ve baygınlık gibi yaptığı işlerden sorumlu tutulmamıştır. Dolayısıyla insan rüyasında yaptığı iş ve davranışlardan, söylediği sözlerden sorumlu değildir. Hatta bir insan rüyasında dinden çıkacak kelimeler söylese dinden çıkmış sayılmaz. Konuya bu açıdan baktığımızda ister olumlu ister olumsuz manada rüyalarla gelen haberler objektif bir değer ifade etmez. Bağlayıcı bir delil kabul edilemez. Rüya yorumunda rüyanın iyi ve isabetli yorumlanması esastır. Bundan dolayı da ruya yorumlayacak kişinin ehil olmasışarttır. Rüyada Kur’an ve Sünnete aykırı ,ters bir durum olduğu takdirde bununla amel edilmesi mümkün değildir. Mesela rüyanızda size bir insanı öldürmeniz emrediliyorsa veya intihar etmeniz isteniyorsa bununla amel etmek söz konusu olamaz. Çünkü bir insanı öldürmek ve intihar etmek Kur’an-ı Kerimde ve Sünnette haram kılınmıştır. Bu rüyayı bir insan defalarca aynı şekilde görse yine de gördüğü rüyayla amel edemez ve Kuran ve Sünnet dışına çıkamaz. Kuran ve sünnette tespit edilen hükümler doğrultusunda amel etmek zorundadır. Bu gibi örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bununla beraber, rüyaların mübah meselelerde, rüyayı görene münhasır kalmak şartıyla, yönlendirici bir fonksiyonunun olduğu da kabul edilebilir. Yalnız bunun bile Kur’an ve sünnette ictihad edilerek çıkarılmış bir hüküm ölçüsünde ağırlığının olduğu söylenemez.

Devamını Oku...

Bilim adamları rüyanın süresi üzerinde kesin bir sonuca varamadılar.

Bir kısmı birkaç saniye sürdüğünü iddia ederken bazıları da saatlerce devam eden rüyaların mevcut olduğu fikrinde ısrar etmekteydiler. Bu tartışmalar devam ederken, Dr. B. Klein adında Amerikalı bir bilim adamı yardımcıları ile birlikte hummalı çalışmalara koyuldu. Gönüllü olarak seçtiği bazı kimseleri hipnotize ederek uyuttu. Belli bir süre sonra uyandırıp rüyalarını dinledi. Neticede, bir rüyanın yirmi saniyeyi geçmeyecek kadar kısa sürdüğünü tespit etti. İşin enteresan tarafı şuydu ki ; uyandırdığı gönüllüler üç beş saniye süren rüyalarını saatlerce anlatabiliyorlardı. Hatta bir kısmının rüyası yazılsa ortaya kalınca bir macera romanı çıkabilirdi. Dr. Klein yılmadan tecrübelerini sürdürdü. Bu iş üzerinde sarf ettiği pek çok mesai sonunda vardığı netice; en uzun rüyanın doksan saniyeyi geçirmediği idi. Bu konudaki çalışmaların ardı arkası kesilmedi. Chicago Üniversitesi uzmanlarından Dr. Kleitman ve öğrencisi Aserinsky 1953 yılında geniş çapta çalışmalara başladılar. Objektif deneylerini daha sonra nörofizyolojik sahada devam ettirdiler. Dr. Kleitman otuz yıldan beri kendisini rüyadan mahrum etme denemeleri yapmaktaydı. Fakat hiç bir zaman bir haftadan fazla tahammül gösterememişti. Otuz yıllık çalışması aradığı sonucu vermeyince başkaları üzerinde değişik denemeler yapmaya başladı. Deneyin sonunda , rüya esnasında kısa ve uzun süren süratli göz hareketlerine şahit oldu. Denemeye tabi tuttuğu kimseleri, göz hareketlerinin başladığı ve bittiği devrenin muhtelif bölümlerinde uyandırdı. Böylece her defasında kişilerin rüya görmekte olduğunu öğrenmiş oldu. Bu tespitin doğruluğunu ilim çevrelerine delilleriyle sunmak gereğini duydu. Ömrü boyunca hiç rüya görmediklerini iddia eden kimseleri toplayıp onlar üzerinde tecrübeler yaptı. Göz hareketlerinin başladığı anda uyandırdığı bu kimseler hayret ve şaşkınlık içinde ilk defa rüya gördüklerini söylediler. Dr. Kleitman bundan şu sonucu çıkardı. Herkes rüya görmekte, fakat bazı kimseler rüyalarını hatırlayamamaktadır. Rüyanın objektif olarak en kuvvetli delili ise uyumakta olan kimsenin süratli göz hareketleridir.

Devamını Oku...

Rüyalar Kitabı

Kişinin rüyada, rüya meleğini görmesi, müjdeye, feraha, vaadini yerine getirmeye, hayata, çoluk-çocuğa, memuriyet ve yardıma delâlet eder.

Rüyada, rüya meleğinin bir şey verdiğini görmek, o şeyin aynen zuhuruna delâlet eder. Çünkü rüya meleği, o gibi işlere memurdur.

Bazı kere de rüya meleğini görmek, devlet reisine tercümanlık yapmaya ve onun sırlarına vâfık olmaya alâmettir. Yine rüya meleği görmek, asalet ve tıbba ve keşfiyat ilmine mazhar olmaya delâlet eder.

Devamını Oku...

İslami Rüya Tabirleri

Rüya meleğini görmek memuriyete, yardım görmeye, yolculuğa ve yolculuktan dönmeye, evlenmeye, çoluk cocuğa, sözünü yerine getirmeye, müjde ve sevince; melike ( devlet başkanına) tercümanlık yapmaya ve onun sırlarına vakıf olmaya, öğretmen ve mürebbiye, kkeşif ilimlerine ve tıbba vakıf olmaya, asalet sahibi olmaya; Bu meleğin bir şey vermesi yahut bir haber vermesi ayniyle meydana gelmesine delalet eder.

Rüyada, rüya meleğini görmek, müjdeye, ferahliga sözünü yerine getirmeye, hayata, yolculuga, yolculuktan dönmeye, evlenmeye, çolukçocuga, memuriyete ve yardımlaşmaya işarettir.

Rüya melegi, rüyayi görene bir sey veya bir haber verse, o sey meydana gelir. Çünkü rüya melegi, o gibi islere memurdur.

Rüya meleğini görmek, hükümdara tercümanlik yapmaya ve onun sirlama vakif olmaya işarettir.

Devamını Oku...

Rüya, Cenab-ı Hakkın uykuda iken görünen alem­den, görünmeyen gayb alemine açtığı penceredir. İnsan bu açılan pencereden başından geçen ya da ileride geçecek olan hadiseleri melekler vasıtasıyla ya aynen ya da mecazi yolla seyreder. Uyku muhteşem bir rabbani sinemanın seyredildiği yerdir. Bazen olur ki insan için sadık rüya velayet mertebesi hükmüne geçer. Güzel ahlaklı güzel düşünür, güzel düşünen güzel levhaları görür, fena ahlaklı fena düşündüğünden fena levhaları görür. Demek ki rüya insanın manevi hissiyatıyla doğrudan alakadardır. Zamanının çoğunu ibadet ve zikirle geçiren, malayani işlerle uğraşmayan insanın malayani rüya görmeyeceği, görse de bir hikmete binaen göreceği kat'idir. Belki küçük günahlarına ikaz mahiyetindedir. Her şey yaratılmadan önce Cenab-ı Hak tarafından yazılmıştır. Yazılanlar da Levh-i Mahfuz denilen kader prog­ramı altında toplanmıştır. Levh-I Mahfuz ilahi kaderin def­teridir. Kâinat yaratıldığından kıyamete kadar ve daha sonraki hadiseleri ölümleri, doğumları, musibetleri bilahare bütün hadiseleri Allah oraya kaydetmiştir. Uykuda iken Levh-i Mahfuzun cilveleri rabbani sinema olarak bize gösterilir. "Uykunuzu bir istirahat kıldık. "Nebe Suresi 9. ayet-i ke­rimedeki hakikatten anlaşılacağı gibi Rabbimiz bize rüyada ve uykuda perdeli olarak hakikatler vaz etmiştir. Ehli hakikat rüyaya itimat etmeye, rüya ile amel etmeye taraftar değillerdir. Hem rüya hayır iken bazen hakikatin aksi ile göründüğü için kötü düşünceye sevk ediyor, ümitsizliğe düşürerek manevi kuvvetimizi sarsıyor. Çok rüyalar var ki, dehşetli ve çirkin iken tabiri ve manası çok güzel oluyor, herkes rüyanın görünüşün­deki manasıyla hareket edip, gerçekteki manasını bilmediği için lüzumsuz telaş eder, üzülür, kederlenir. Hadislerldsabit olduğu gibi nübüvvetin (peygamberliğin) kırk cüzünden bir cüzü uykuda rüyay-ı sadıka suretinde teza­hür etmiş. Demek rüyay-ı sadıka hem haktır hem peygamber­lik vazifesine hizmet etmiş. Rüya üç kısımdır. İkisi Kur'an-ı Kerim'de Yusuf Suresinin 44. ayetinde "karışık karmakarışık anlaşılma rüyalar" diye belirtilen rüyalardır. Bunlar tevile ve tabire değmiyor, ehem­miyeti yoktur. Ya mizaç bozukluğundan ya da hayalimizde canlandırdığımız hadiselerden terkip edilen yollardan oluşur. Üçüncü kısım ise rüyay-ı sadıkadır. O doğrudan doğruya insanın mahiyetindeki rabbani latifeleri, şahadet alemiyle ve o alemde dolaşan duyguların kapanmasıyla ve durmasıyla gayb alemine karşı münasebet bulur, bir menfez açar. O menfez ile vukua gelmeye hazırlanan hadiselere bakar, levh-i mahfuzun cilvelerine, kader mektuplarının numunelerine rast gelir bazı hakiki hadiseleri görür. Görünen hadiseler bazen aynen göründüğü gibi çıkar, bazen ince bir perde altında çıkar bazen de kaim bir perdeye sarılır. Resul-u Ekrem (aleyhisselatü ves­selam)'in peygamberken gördüğü rüyalar sabahın inkişafı gibi açık ve doğru çıkıyordu . Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifinde "Sizden biriniz güzel bir rüya görürse onu hayra yorsun, kendini sevenlere (ya da hüsnü hal sahibi kimselere) anlatsın. Fena rüya görürse onu hiç yormasın başkasına da söylemesin. " diye buyurmuştur. Rüyayı uykuda iken levh-i mahfuzun cilvelerinin rabbani sinema olarak bize gösterilmesi olarak tanımlamıştık. Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin 28. Mektupta belirttiği gibi insanın mahiyetindeki rabbani latifeler şahadet alemiyle bağlanan ve o alemde dolaşan duyguların kapanması ve dur- masıyla gayb alemine karşı münasebet, bir menfez açar o men­fez ile vukua gelmeye hazırlanan hadiselere bakar, levh-i mah­fuzun cilvelerine, kader mektuplarının numunelerine ras gelir dedik. Şimdi de rüyaların kadere olan delaletleri ile ilgili Risale-i Nur talebelerinden Emin ve Feyzi ağabeylerin mek­tuplarını aktaracağız. Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin gördüğü latif bir rüyanın kadere ait meseleyi şahitlik derecesinde ispat ettiği gibi o latif rüyanın verdiği manevi müjdeyi beyan eder. İki gün evvel üstadımız rüyada görüyor ki; ben yani Feyzi ile beraber gezmeye çıkıyoruz. Giderken birdenbire ben üstadıma söylüyorum ki : "Burada ben, aym teşbihini toplaya­cağım. " Üstadım da bakıyor ki beyaz ipler gibi dolaşmış bir şeyler görünüyor. Bu acayip güldürecek sözümden ve ayıya teşbih isnad etmek vaziyetinden dolayı çok şiddetli gülerek uyanmış. Uyandıktan sonra da gülmüş. Akşama kadar hiç görülmemiş bir tarzda yirmi otuz defa o hadise-i nevmiyeyi (rüyayı) gülerek benimle mülatefe etti(şakalaştı). Münasebet olmayan bazı şeylerle tabire çalıştıksa da, tabirini tuttura- madık. Sonra ikinci gün bana benzeyen birisi Üstadımızın yanma geldi dedi ki: "Ayının yağını toplayanlardan alıp ve müezzin ve teşbih yapan bir adamın tavsiyesiyle mühim bir adama her sabah hastalık için yutmasını nasıl görüyorsun?" Üstadımız da rüyada görüldüğü gibi aynen öyle gülmüş. Birden rüya hatırı­na gelip bu acayip ve aynı aynına tabiri kemal-ı taaccüp (hayretle) karşılayıp ona demiş : "Sakın istimal etmesin. Yirmi Sekizinci Mektubun rüyaya ait Birinci Risalesinin Altıncı Nüktesinde rüyay-ı sadıka kader-i ilahinin her şeyi ihata " ettiğine bir hücceti katıa (kesin delil) hükmünde. Üstadımız binler tecrübe ile gördüğü gibi aynen bu vakıa dahi bizlere şuhuat (şahitlik) derecesinde kat'i ispat etti ki; hadisat vukua gelmeden evvel mukadderdir(takdir olunmuş), malum­dur (bilinir), muayyendir (belli tayin ve tesbit edilen), kader-i ilahinin mizanıyla geliyor diye, bu rükn-ü imaniye bize gayet latif ve kat'i bir numune oldu. Bazı hadiseler henüz vücuda gelmeden kalbimize doğar, yakın bir tarihte o hadisenin gerçekleşeceğini hissederiz. Rüyay-ı sadıka da hissi kable'l-vukunun fazla inkişafıdır yani daha teferruatlı olarak bize görünmesidir. Mesela kedi gibi bazı hayvan, gözü kör olduğu vakit sevk-i kaderi (tayin edilen yöne) ile gider, gözüne ilaç olan bir otu bulur, gözüne sürer iyi olur. Hem zemin yüzünün sıhhiye memurları hükmünde olan ve bedevi ( sürekli göçer) hayvanatın cenazelerini kaldırmakla vazifeli kartal gibi et yiyen kuşlara bir günlük mesafeden bir hayvan cenazesinin vücudu o yön tayini ile ve o hiss-i kable'l vuku( hissediş, kalbe doğuş) ilhamıyla ve Rabbinin yön bildirmesiyle o hayvan cenazelerini bulurlar. Hem herkesin başından çok defa geçmiştir ki, birisinden bahsediyorken aniden kapı açılarak bahsettiğimiz adam içeri gelir. Demek ki o hiss-i kable'l vuku ile insanda bulunan o Rabbani latife o adamın gelmesini hisseder, fakat bilerek kasdi olarak değil, şuursuz, bilmeden ihtiyarsız olarak bahseder.

Devamını Oku...

Rüya Sınıfları

Müslüman’ın rüyası Yahudilerden, âlimlerin rüyası cahillerden, salihlerin rüyası salihalardan, salih ve salihaların rüyası zan altında olanlardan daha iyidir. Aynı şekilde önde gelen şahsiyetlerin rüyası sıradan insanların rüyasından, fakihlerin rüyası çarşı esnafının rüyalarından, ayık insanların rüyası sarhoşların rüyasından daha iyidir.

Devamını Oku...

Rüya Tabir Edilirken Tabircinin Saygınlığının Korunması

Rüya gören kimse gördüğü rüyayı tabirciye sormak için yanına gittiğinde önce selam verip oturmalı, Allah’ı yâd ettikten sonra Peygamber'e (s.a.v) ve O'nun tertemiz soyuna (a.s) salâvat getirmeli, Allah'tan yardım dilemeli, daha sonra besmele getirip gördüğü rüyayı hiçbir azaltma ve çoğaltma yapmadan doğru bir şekilde tabirciye anlatmalıdır. Nitekim Resul-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: "Doğru konuşanların rüyaları daha doğrudur." Öte yandan tabirci de sabırlı olmalı, rüya görenin rüyasını sonuna kadar dinlemelidir. Rüya sahibinin babasının ismini, herhangi bir zümreye ait olup olmadığını, mesleğini; âlim mi cahil mi, mümin mi münafık mı, yerli mi yabancı mı olduğunu, rüyayı gündüz mü gece mi gördüğünü vs. sorup öğrenmeli ve bu durumları göz önünde bulundurmalıdır. Yani rüya gören kişinin durumuna tamamen vakıf olup öyle tabir etmelidir. Daha sonra gerçekleri hiç çarpıtmadan yansıtmalı, sırf ona hoş gelsin diye rüyayı tabir etmemelidir.

Devamını Oku...

Büyük Rüya Tabirleri

Rüyada rüya tabir etmek, dogru olmayan bir kimsenin lisanindan çikacak bir habere işarettir.

Dogru olan bir kimse rüyasını tabir etse, töblr aynen çikar.

Devamını Oku...

Rüya Tabirleri Ansiklopedisi

Kişinin rüyada, rüya tâbircisini görmesi, mahzun olanların feraha kavuşmasına, ferahlık içinde olanların da mahzun olmalarına, kapalı ve gizli bir şeyin meydana çıkmasına, ümit ve arzu eden kimsenin, istek ve arzusunun yerine gelmesine delâlet eder.

Rüyada, rüya tâbircisi görmek, rumuzlu şeyleri bilmeye, müşkül şeyleri çözmeye, gizli ve saklı şeyleri meydana çıkarmaya, hikâye ve olay nakledicisine ve dinî bilgileri bilen âlim bir kimseye delâlet eder.

Bazı kere de rüyada tâbircisi görmek, camiye Kur’ân-ı Kerim okuyan kimseye, arkadaşına öğüt veren ve onu esirgeyen dosta delâlet eder. Kendisinin rüyada, rüya tâbircisi olduğunu görmek, ilim ve Kur’ân okumayı talep ediyorsa, Kur’ân-ı Kerim’i ezberlemeye delâlet eder.

Eğer yazıcı olmak muradında ise, buna nail olur.

Rüyada tâbirci görmek, üzüntü, keder, sıkıntı ve matem anlarında halkı teselli eden ve onlara metanet veren kişiye delâlet eder.

Bazan da tâbirci görmek, risale ve geçmiş sultanların menkıbelerini okuyan kimseye delâlet eder.

Rüyada, kendi rüyasını bir tâbirciye anlattığını görmek, tâbircinin ona söylediği sözün Sünnet-i Seniyye’ye uygunluğuna işarettir.

Rüyada, rüya tâbir etmek, doğru olmayan bir şahsın lisanından çıkacak bir habere alâmettir.

Rüyada, doğru olan bir zat rüyasını tâbir etse, tâbir aynen zuhur eder.

Devamını Oku...

Rüya Tabirleri Sözlüğü

Rüyada, rüya tabircisinl görmek, mahzun kimselerin sevineceğine ferahlik içinde olanlarin mahzun olmalarina, kapali bir seyin meydana çikmasini ümit ve arzu eden kimsenin, istek ve arzusunun yerine gelmesine, kaybolmus birisinden haber bekleyen kimse için de, o kimse tarafindan ona haber getiren bir adamin gelmesine işarettir.

Bazen de tabirci görmek, rumuzlu seyleri bilmeyi, müskül seyleri çözmeye, gizli seyleri çikarmaya, hikaye ve olay nakledicisine ve dinî bilgileri bilen alim bir kimseye işarettir. Tabirci, bazen çevresine ögüt veren insana da sirn gizlemeyen kimseye işarettir. Tabirci, hakim, hukukçu ve doktor gibi halkin iyi veya kötü islerinde müracaat ettikleri kimseye işarettir.

Bazen tabirci camiye ve Kur'an okuyucuya işarettir. Çünkü tabirci hem müjdeleylci hem de korkutucudur.

Bazen de tabirci sarrafa, ayar ve tarti île ugrasan kimseye işarettir. Tabirci görmek, bazen de çamasirciya, bez aticiya, yün ve kil kirkiciya, üzüntü, keder ve matem zamanlarinda halki teselli eden bir büyüge işarettir.

Bazen tabirci kitap, risale ve geçmis meliklerin sicillerini okuyan bilirkisiye işarettir.

Rüyada tabirci gören kimse, hakimlige egilse hakim olur. ilim ve Kur'an okumayi talep ediyorsa Kur'an-i ezberler, yazici olmak Istiyorsa, buna nail olur. Tip ögrenmek istiyorsa, onu ögrenir.

Bunlarin hiçbirisini istemiyorsa, o kimse sarraf veya kurutemizleyicisi olur.

Bazen de tabirci hakim tarafindan bir hususun kesfedilmesine memur edilen kesif heyetine işarettir.

Devamını Oku...

Rüya, uçan bir kuşun ayağı üzerindedir. Tâbir edilmedikçe onun için istikrar yoktur. Tâbir edildiği halde hemen yerini bulur.


Bu sitede: İbn-i Şîrîn, İmam Nablusî, Cafer-i Sâdık (r.a.) ve daha nice İslâm büyüklerinin rüyalara getirdikleri tâbirleri bulacaksınız. Yüce Allah kerîm kitabında buyuruyor ki: "Onlar için dünya hayatında da, âhirette de müjdeler vardır. "(Yunus Sûresi, 64.) Bu mübarek âyetin tefsirinde müfessirlerden bazıları: "Dünya hayatındaki müjdeden murad, dünyada bizzat kendisinin veya kendi hakkında bir başkasının gördüğü sâlih rüyadır. Ahiretteki müjdeden murad ise Allah'ı görmektir." demişler ve bu âyet-i celîleyi böyle izah etmişlerdir.
Kâinatın Efendisi de şöyle buyurmuşlardır: "Sâlih rüyaya inanmayan kimse Allah’a ve ahiret gününe iman etmemiştir." Evet; herkes rüya görür. Ne var ki, her insanın gördüğü rüya gerçek olmaz. Zaten rüyalar gerçek olsaydı, âlem bir başka âlem olurdu. Rüya vardır, korkunç gibi durur, fakat onun arkasındaki mânâ müjdedir. Rüya vardır, hoş ve güzel görünür, ama sonu güzel olmayabilir. Bütün bunları anlamak feraset işi, ilim işi, irfan ve şuur işidir. Hayatta ne rüya görmek, ne de rüya görmemek kimsenin kendi elinde de değildir. Hiç kimse ben rüya görmüyorum diyemez. Zaten rüyayı insan istese de göremez, insana rüyayı bir gösteren, bir hazırlayan vardır. Nasıl ki hayatımızı bir hazırlayan, bir yaratan var. Çok kere insan bir şeyi ister, fakat ona eremez. Çok defa da arzu etmediği bir şey vücuda gelir. Eğer herkesin istediği olsaydı, zâlimler tahtlarından inip kara toprağa girerler miydi? O kadar güzelliğiyle beraber Hazreti Yusuf da köle olarak satılmaz, zindanlara düşmezdi. Bütün bunları bilmek, düşünmek gerekir. Rüyaların en sâdıkı ise seher vaktinde görülenidir. Çünkü seher vakitleri en lâtif, en nurânî bir zamandır. Seher vaktinde sabah namazı için bir kısım melekler yeryüzüne inmeye başlarlar. O anda gecenin zulmeti zail olup gündüzün nûraniyeti yüz göster­meye başlamış bulunur. İşte bu gibi sebeplerden dolayıdır ki, seher vaktindeki rüyalar, geceleyin ve gündüzün görülen rüyalardan daha sâdık, daha kuvvetlidir. Sâdık rüyalardan bir kısmı pek vazıh bulunur. Tevile, tâbire muhtaç olmaz (yani görüldüğü gibi meydana çıkıverir). Bir kısmı da temsilât kabilinden olup, tevil ve tâbire muhtaç bulunur. Cihan güzeli Hazreti Yusuf (a.s.)'ın onbir yıldız ile güneş ve ayın kendisi için secde ettiklerini rüyasında görmüş olduğu gibi. Birçok rüyaların bilâhare görüldüğü gibi veya ona benzer bir surette zuhura gelmesi ruhun varlığına ve başka bir âlemin mevcudiyetine pek açık bir delildir." Dikkat edilecek diğer bir husus da, güneşin doğup ve battığı zamanla zeval vaktinde rüya tâbir edilmemelidir. Rüya sahibi, rüyasının tâbirini çok arzu ediyorsa, onu ancak bir âlim ve öğüt verene anlatmalıdır. Cahil ve düşmana rüya anlatmak insanı ümitsizliğe düşürebilir. Cahil, bilmediği halde rüyayı tâbir ederek güzeli çirkin, çirkini de güzel gösterebilir.
Rüyalar üç kısma ayrılır:
  1. Allahu Teâlâ tarafından müjde olarak gösterilen bir rüyadır ki, hadis-i peygamberi ile anlatılan sâlih rüya budur.
  2. Şeytan tarafından korkutmak için vâki olan rüyadır.
  3. İnsanın bizzat kendi düşünce ve haliyle meydana getirdiği kuruntuların neticesinin rüya şeklinde tecelli etmesidir.
Bâtıl rüyalar da vardır ve yedi çeşittir:
  1. Üzüntü, keder ve arzuların tesiri ile insanın meydana getirdiği karmakarışık rüyalar.
  2. İnsanın rüyada ihtilâm olması. Bu rüyanın da tâbiri yoktur..
  3. Şeytan tarafından korkutmak için gösterilen rüyadır ki, rüyayı görene hiçbir zararı erişmez
  4. Cin taifesinin gösterdiği şeylerdir ki, rüya sahibi rüya esnasında bundan da zahmet çeker...
  5. İblis'in gösterdiği ve temeli bâtıl rüyadır ki, bu zaten rüyadan sayılmaz.
  6. İnsan bünyesinin anormal ve kederli zamanında gördüğü rüyalardır. Ve bunlar da rüyadan sayılmaz...
  7. Acı ve ızdırapların getirdiği rüyalardır ki, rüya sahibi o anda senelerce önce vâki olmuş bir hali görür.

Müslim'in diğer bir rivayetinde Allah'ın Aziz Peygamberinin şöyle dediği nakledilir:

"- Sizden hanginiz en doğru sözlü ise onun rüyası da en doğrudur,"

O halde rüyalarımızın gerçekleşmesini istiyorsak, doğru sözlü olmalıyız. Günahtan, haramdan, yalan ve gıybetten ve yüce dinimizin men ettiği şeylerden uzak durmalıyız. Kişi salih olursa, rüyası da salih olur. Kişi Rabbi kerimine kulluk eder, Rabbini severse, Rabbi de onu ilâhî müjdelerle rızıklandırır.

Rüya Tabirleri Sitemize Hoşgeldiniz. Dünya'nın en büyük ve en geniş içeriğine sahip İslami, rüya tabirleri, rüya yorumları internet ansiklopedisi.

Rüya Tabirleri ve Rüya Yorumları

Sitede herşey sizin rüya tabirlerinize kolay ulaşmanız için tasarlanmıştır. Üstte ve ya sağ sütundaki arama kutusuna istediğiniz kelimeyi yazmanız, daha ayrıntılı arama için solda site içi Google arama kutusuna aklınıza geleni yazmanız yeterli. Sitede 6 farklı kaynakta rüya tabirleri ve rüya yorumları bulunmaktadır. İslami rüya tabirleri ve İslami rüya yorumları içeriğinin temel unsurudur. Dini rüya tabirleri ve dini rüya yorumları sitesidir.
 

A'dan Z'ye Büyük Rüya Tabirleri

A

B

C

Ç

D

E

F

G

H

I

İ

J

K

L

M

N

O

Ö

P

R

S

Ş

T

U

Ü

V

Y

Z

BüyükRüyaTabirleri.com herkesin kolaylıkla anlayacağı sade bir dil kullanılarak hazırlanmıştır.

Rüyanız hakkında geniş ve açıklayıcı bilgiler verilmektedir.

BüyükRüyaTabirleri.com içerik bakımından özgün, güvenilir kaynaklardan faydalanılarak özenle hazırlanmış bir sitedir.

BüyükRüyaTabirleri.com herkesin tanıdığı ve güvendiği İslam önderleri ve büyükleri olan, İmam Nablusi, İbni Kesir Salimi, İbni Şirin, Cafer-i Sadık, Kirmani, Seyid Süleyman, Ebu Saidü’l-Vaaz eserlerinden esas olarak hazırlanmıştır.


Devamını Oku...

Dünya'nın en büyük ve en geniş içeriğine sahip İslami, rüya tabirleri, rüya yorumları internet ansiklopedisi.


Rüyaların yorumlanması

  • Aynı rüya farklı zaman ve yerlerde görülürse, bunun yorumu da farklı olur. Bazen aynı rüyayı değişik insanlarda görebilir, ancak her insanın ruhu ve manevi dünyayı anlayışı, yaşamı farklıdır. Bundan dolayı da yorumu özünden bir şey kaybetmese bile yorumu ve yansıması farklı olur. Zaman zaman başkaları ile ilgili rüyalar da görebiliriz; bizi hiç ilgilendirmeyen bir rüya, bir başka bir başka yakınımızı ilgilendirebilir.
  • Rüyaları yorumlarken tarafsız olmak, duygulara kapılmamak, karamsarlaşmamak gerekir. Bu arada rüyada sadece bir şekil veya olayı değil, her şeyi birlikte yorumlamalıdır. Rüyadaki renkler de büyük önem taşır.
  • Rüyada görülen bazı insanlar tanıdıksa, adlarına da dikkat edilmelidir. Bu adların anlamları da yaklaşan bir durumu haber verebilir.

Rüya Tabirleri Sitemize Hoşgeldiniz.


Rüya Tabirleri ve Rüya Yorumları

  • Sitede herşey sizin rüya tabirlerinize kolay ulaşmanız için tasarlanmıştır. Üstte ve ya sağ sütundaki arama kutusuna istediğiniz kelimeyi yazmanız, daha ayrıntılı arama için solda site içi Google arama kutusuna aklınıza geleni yazmanız yeterli.
  • Sitede 6 farklı kaynakta rüya tabirleri ve rüya yorumları bulunmaktadır.
  • İslami rüya tabirleri ve İslami rüya yorumları içeriğinin temel unsurudur.
  • Dini rüya tabirleri ve dini rüya yorumları sitesidir.

 

A'dan Z'ye Büyük Rüya Tabirleri

A

B

C

Ç

D

E

F

G

H

I

İ

J

K

L

M

N

O

Ö

P

R

S

Ş

T

U

Ü

V

Y

Z

Devamını Oku...

Gerçek şu ki; rüya tabirleri ilmi, şerif ve büyük bir ilimdir. Hak Taâla’nın bu ilmi Hz. Yusuf’a (a.s) bağışlamış olduğunu herkes bilir. Nitekim yüce Allah, Kurân-ı Kerim’de şöyle buyurur: “İşte Yusuf’u, Mısır’da böylece yerleştirdik de ona rüya yormasını öğrettik. İbn-i Abbas der ki: “Allah’ın peygamberlikten yana Resul-i Ekrem’e (s.a.v.) bağışladığı ilk şey, yakın meleklerden birinin rüyada ona ‹Ey Muhammed, sana müjdeler olsun! Hak Taâla tüm peygamberler arasından seni seçti, sana gaip ilmini verdi ve peygamberlerin sonuncusu yaptı!’ deyişi oldu. “Fakat o, Allah’ın resulüdür ve peygamberlerin sonuncusudur.” Peygamberimiz uyandığında gördüğü bu rüyayı Hz. Hatice’ye (s.a) anlattı. Hz. Hatice, ‹Ne mutlu sana! Bu rüyada sana hayır ve gelecek vardır!’ dedi. Peygamberimiz Miraç Gecesi’nden sonra bir rüya daha gördü. “Ant olsun ki, Allah, Peygamber’in rüyasını doğru çıkardı.” Yine, Allah, Hz. İbrahim’in (a.s) rüyası hakkında, onun dilinden şöyle buyurmaktadır: “Oğulcağızım, ben, rüyamda, seni kesiyorum gördüm.” Rivayet edilir ki bu ilim, Hz. Yusuf’un (a.s) bir mucizesi idi. Dolayısıyla peygamberlerin mucizesi olan bir ilim, elbette ki şerif ve büyük bir ilim olmalıdır. Abdullah B. Abbas, Süleyman’dan şöyle rivayet eder: “Doğru rüya, Allah’ın, mümin kullarına vahyidir (uyarısıdır) . Hayır ve şer ona ulaşmadan önce Allah onu bu yolla uyarır. Böylece dünyanın işvelerine aldanmamasını ve Allah’tan gafil olmamasını sağlar.” Selman Mervî der ki: “Resul-i Ekrem’in (s.a.v) , ashabına şöyle buyurduğunu duydum: İçinizden salih bir kimse güzel bir rüya gördüğünde birkaç kez “Eûzu billâhi mineşşeytânirracîm” (Kovulmuş/ taşlanmış şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım) desin ve gördüğü rüyayı kimseye söylemesin. Böylece ona hiçbir zarar gelmez.” Müminlerin Emiri İmam Ali’den (a.s) rivayet edilir ki; “Mümin bir kimse rüya gördüğünde onun tabirini bilmeli, böylece ondan iyi bir şekilde faydalanmalı; kötü rüya gördüğünde de dua, ibadet ve sadakayla onun kötü sonuçlarından korunmalıdır.” İbn-i Sîrin der ki: “Kim bu ilmin tüm aşamalarını elde ederse, bütün ilimlere sahip olur. Zira aradığı her ilmin kökeni bu ilim gibi çok çeşitli değildir; bu ilim kıyas üzere tabir edilmez, yöntemi güzeldir. Her ilimde bir metot vardır, ama bu ilmin aslı insanların değeri, dindarlığı, astrolojideki halleri ve farklı zamanlardaki doğum tarihleriyle SALAVAT alakalıdır. Görülen rüya bazen aynına yorulur, bazen asla bakılır; bazen kadın için yorulur, bazen erkek için; bazen de karışık (anlamsız) rüyalardan oluşur. Bilinmelidir ki her ilim ehli, bir başka ilme ihtiyaç duymaz. Ancak rüya tabircisi, mutlaka Kurân tabiri ilmini, Peygamber efendimizin (s.a.a) bu alandaki sözlerini, Arap olan SALATALIK veya olmayan bütün tabircilerin yorumlarını, şiirleri, halk dilini vb. şeyleri bilmek zorundadır. İleri görüşlü ve arif olmalıdır. İnsanların hallerine ve şekline (onları simalarından okumaya) vakıf olmalı, yorumla ilgili esasları çok iyi bilmelidir. Bununla birlikte ilahî tevfikten ve Allah’ın kereminden nasibini almış olmalı, Allah’a yönelmeli, doğru ve sevaptan öteye bir şeyi dilinde barındırmamalıdır. Yüce Allah’tan isterim ki, bizlerde olan bu ilmi, mayası günahlardan, çirkin sözlerden ve haram lokmadan arı olan kimselere inayet etsin. Kim böyle bir yapıya sahip olursa, Allah da ona bu tevfiki verir. Bu bağlamda onu peygamberlerin varisi kılar…”

Devamını Oku...

ruya-kitap-11-966x1024Rüya Tabirleri ve Rüya Yorumları Ansiklopedisi

Dünya’nın en büyük rüya tabirleri ve rüya yorumları sitesindesiniz.

Rüyalar, hayatımızdaki bilinmeyenlere dair ipuçlarıdır. İşaretleri ve simgeleri anlamlandırarak manasını çözebilmek için bir bilene danışılır. “www.ruuya.com”, “Hayırdır inşallah” diyerek rüyalarımızı yorumluyor. Literatürdeki tüm güvenilir kaynakların taranmasıyla yayına hazırlanan site, uzun ve titiz bir çalışmanın ürünüdür.

Peygamber Efendimiz (a.s.m.) rüyayı, “Peygamberliğin 46 parçasından bir parçadır.” diye tanımlar. Hemen her gün gördüğümüz rüyaların mahiyeti, tabir edilmesi, yorumlanması ancak ehil olanların yapabileceği mühim bir iştir. İşte geniş açıklamalarla özenle hazırlanan “www.ruuya.com” rüyalarınızın mesajını anlamak için önemli bir kılavuz vazifesi görecek.

Uyandığımızda kimi zaman bizi üzen kimi zaman da sevindiren rüyalar, doğru bir şekilde yorumlanmazsa hiçbir anlam ifade etmez. Rüyaların doğru ve sağlıklı bir şekilde yorumlanması uyanıklık kadar uykumuzun da hayatımıza hizmet ettiğini gösterir. Rüyalar doğru yorumlanır ve doğru tabir edilirse bizi boş yere üzülmekten kurtarır. Kötü, çirkin ve hoşumuza gitmeyen rüya gördüğümüzde nasıl davranacağımızı öğretir, iyi, güzel ve hoş bir şekilde uyandığımız rüyadan nasıl yararlanacağımızın kapılarını aralar, “www.ruuya.com”  rüyalarınız konusunda en büyük yardımcınız olacak önemli bir kaynak sitedir.

“www.ruuya.com” da Evrensel bir yaklaşımla modern terimlerin yorumu ilk defa yapıldı. Rüya ve rüya yorumu hakkında geniş ve açıklayıcı bilgiler verildi. Herkesin kolaylıkla anlayacağı sade bir dil kullanıldı.

Veri Tabanımızda birçok güvenilir kaynaktan görülebilir, anlamlandırılabilir, anlatılabilir rüyalar ve tabirleri bulunmaktadır.

“www.ruuya.com” İslami Rüya Tabirleri Sitesidir; İmam Nablusi, İbni Kesir Salimi, İbni Şirin, Cafer-i Sadık, Kirmani, Seyid Süleyman eserlerinden esas olarak hazırlanmıştır.

Ve bu kaynakları sürekli olarak arttırmaktayız.

“www.ruuya.com” sitesi yalnızca rüya tabirleri sitesidir, kendini bununla geliştirdi ve profesyonelleşti ve buşekilde yani yalnızca rüya tabirleri sitesi olarak yayın hayatına devam edecektir.

Sitede,  Gördüğünüz rüya veya rüyalara kolaylıkla ulaşabileceksiniz. Arama ikonuna rüyanızı yazmanız yetecektir.

Rüyalar ile ilgi genel bilgiler “Önemli Bilgiler” ikonunda bulunmaktadır.

Ayrıca Bir Hatırlatma Yapalım; Diyanetin Rüya Tabirleri hizmeti yoktur.

Devamını Oku...

Bir rüyanın tabiri, rüyanın saatine, rüya sahibinin rüyasını anlattığı zamandaki durumuna, mesleğine vb. şeylere göre değişebilir. Buna göre, rüyasında bir filin üzerinde oturduğunu gören kimse, büyük bir meslek elde edecektir. Şimdi, aynı kimse bu rüyayı gündüz vakti görecek olursa, karısını boşayacak demektir. Rüyada çöl kuşu yakalamak, bir namerdin eline düşmeye işarettir. Ancak aynı rüya gündüz vakti görülürse, hastalık alametidir. İmam Cafer Sadık (a.s): Bir rüyanın tabiri kişinin inancına, mesleğine ve zahirine göre değişebilir. Şöyle ki; aynı rüya biri için rahmete işaretken bir başkası için de azaba işaret olabilir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurur: "Yahudiler: Allah’ın eli sıkıdır, dediler. Böyle dedikleri için elleri bağlandı ve lanete uğradılar." Danyal (a.s): Sabah vaktinden öğle vaktine kadar görülen rüyalar hayra, gün ortasından akşama kadar görülen rüyalar ise şerre yorulur.

Devamını Oku...

  1. Rahmani Rüyalar

  2. Şeytani Rüyalar

  3. Günlük olayların etkisiyle vücudun rahatsızlığından doğan rüyalar.

 
  1. RAHMANİ RÜYALAR: Cenab-ı Hakkın kullarını yaptıkları ameller karşısında müjdelemek ya da korkutmak maksadıyla gösterdiği rüyalardır. Kader defterinde yazılmış, mazide ya da gelecekte olan hadiseleri gayb alemine açtığı pencereden manevi sinema misali seyrettirmesidir. Bu rüyalar gerçektir haktır, tevil ve tabir edilmesi gerekir.
  2. ŞEYTANİ RÜYALAR: Rahmani rüyaların aksine şeytan tarafından insanları ürkütrrfek, vesveseye sürüklemek, kötü düşüncelere sevk etmek amacıyla gösterilen rüyalardır. Bu gibi rüyalar Yusuf suresinin 44. ayetinde "karışık kar­makarışık" olarak tabir edilen, tevili ve tabiri mümkün olmayan rüyalardır.
  3. GÜNLÜK OLAYLARIN ETKİSİYLE MEY­DANA GELEN RÜYALAR: Bilinç altı zihnimizde can­landırdığımız mantığa aykırı, gerçeği yansıtmayan sadece hayal mahsulü olan rüyalardır. Vücudun rahatsızlığından, çok yemekten, kötü film seyretmekten, karabasan niteliğinde olan rüyalardır. Bunlar da tevil ve tabire değmez.
Sual: Bazı kimseler misal alemini ya da hayali suretler görerek kendilerini de büyük mevki sahibi olmuş görürler. Halbuki uyanıkken bunların hiçbirisi gerçek olmamaktadır. Bu rüyalar sadık rüyalar mıdır? Cevap: Bu rüyalar boş ve asılsız değildir, bu rüyayı gören kimsenin yükselmeye, ilim öğrenmeye kabiliyeti var demektir. Eğer bu zamanla kuvvetlenir, kendini yetiştirir, kemale ererse Allah'ın izniyle uyanıkken de rüyasında gördük­leri gerçek olur. Rüyada gördüklerimizle amel edip olmayanı arzu edip elimizde olmayanlara hayıflanmak yerine elimizde bulunan değerlerin kıymetlerini bilirsek gerçek huzuru yakalamış oluruz. Bir hadis-i Şerifte buyurulur ki : "İnsanlar uykudadır ölünce uyanırlar. " Bu hadisten anlaşıldığı gibi dünya hayatında elimizde olan nimetler rüyada gördüğümüz ve olmasını arzu ettiğimiz bazen de imrendiğimiz nimetler gibidir, ta ki gözümüzü açıp uykuda olduğumuzu fark edene kadar. En yükseğinden en aşağısına kadar elimizde bulunan her şey ölüm bizi bulana kadardır. Nasıl ki rüyada gördüğümüz mükemmellikten gözümüzü açıp uykudan uyandığımızda hepsi rüyada kalıyorsa, dünyada bulunan ve bize sunulan bütün güzellikler nimetler ölüm anı geldiğinde hepsi dünyada kalacaktır. Bundan dolayıdır ki hakiki saadet gerçek nimet vericiyi tanıyıp verdiği nimetlerin şükrünü en iyi şekilde eda edip, elimizdekilerin kıymetini bilmektir.

Devamını Oku...

İslam âlimlerinden bazıları rüyanın, rüya melekleri tarafından gösterildiğine inanırlar.

Bunun da insana rüyasında refâkat eden rüya meleklerinin, insan ruhuna refâkat ederek değişik yerlere götürülüp gezdirilmesi şeklinde olduğunu söylerler. Bu seyahat sırasında ruhun gördüğü olaylar, akıl veya zihin olarak tabir edilen hafıza tarafından kaydedilir, sonra yeri ve zamanı geldikçe veya uyandıktan sonra bir şekilde hatırlanır. Rüya hakkında hemen herkes bir şeyler söylemiş ve özellikle İslam alimleri, rüya tabircileri ve filozoflara varıncaya kadar herkes, rüya üzerine değişik yorumlar yapmışlardır. Burada Risale-i Nur külliyatından Mektubat isimli eserde geçen ve üstat Bediüzzaman’ın naklettiği güzel bir rüyayı ve rüyalara ait bazı ilmi gerçekleri ifade eden bir bölümü nakletmek yerinde olacaktır. Şöyle ki: “Bir zaman kalp ehli iki çoban varmış. Kendileri ağaç kâsesine süt sağıp yanlarına bıraktılar. Kaval tabir ettikleri düdüklerini, o süt kâsesi üzerine uzatmışlardı. Birisi “Uykum geldi.” deyip yatar. Uykuda bir zaman kalır. Ötekisi yatana dikkat eder, bakar ki; sinek gibi bir şey, yatanın burnundan çıkıp, süt kâsesine bakıyor ve sonra kaval içine girer, öbür ucundan çıkar gider, bir geven altındaki deliğe girip kaybolur. Bir zaman sonra yine o şey döner, yine kavaldan geçer, yatanın burnuna girer; o da uyanır. Der ki: “Ey arkadaş! Acayip bir rüya gördüm.” O da der: “Allah hayır etsin, nedir?” Der ki: “Sütten bir deniz gördüm. Üstünde acayip bir köprü uzanmış. O köprünün üstü kapalı, pencereli idi. Ben o köprüden geçtim. Bir meşelik gördüm ki, başları hep sivri. Onun altında bir mağara gördüm, içine girdim, altın dolu bir hazine gördüm. Acaba tabiri nedir?” Uyanık arkadaşı dedi: “Gördüğün süt denizi, şuağaç çanaktır. O köprü de, şu kavalımızdır. O başı sivri meşelik de şu gevendir. O mağara da, şu küçük deliktir. İşte kazmayı getir, sana hazineyi de göstereceğim.” Kazmayı getirir. O gevenin altını kazdılar, ikisini de dünyada mesut edecek altınları buldular. İşte yatan adamın gördüğü doğrudur, doğru görmüş, fakat rüyada iken ihatasız olduğu için tabirde hakkı olmadığından, âlem-i maddî ile âlem-i manevîyi birbirinden fark etmediğinden, hükmü kısmen yanlıştır ki, “Ben hakikî maddî bir deniz gördüm.” der. Fakat uyanık adam, âlem-i misal ile âlem-i maddîyi fark ettiği için tabirde hakkı vardır ki, dedi: “Gördüğün doğrudur, fakat hakikî deniz değil; belki şu süt kâsemiz senin hayaline deniz gibi olmuş, kaval da köprü gibi olmuş ve hakeza...” Demek oluyor ki; âlem-i maddî ile âlem-i ruhanîyi birbirinden fark etmek lâzım gelir. Birbirine karıştırılsa, hükümleri yanlış görünür. Meselâ: Senin dar bir odan var; fakat dört duvarını kapayacak dört büyük âyine konulmuş. Sen içine girdiğin vakit, o dar odayı bir meydan kadar geniş görürsün. Eğer desen “Odamı geniş bir meydan kadar görüyorum”, doğru dersin. Eğer “Odam bir meydan kadar geniştir” diye hükmetsen, yanlış edersin. Çünkü âlem-i misali, alemi hakikiye karıştırırsın.”

Devamını Oku...

Rüya Yorumlama Sanatı

Rüyada, gördügü bir rüyayi tabir ettirmek için bir tabirciye gittiğini görmek, gördügü rüya için o tabircinin yorumunun aynen bu rüya için de geçerli olduğuna işarettir. O yorumcu rüyasini nasil tabir etmisse, bu tabir, bu rüya için de muteberdir.

Devamını Oku...

RÜYA ELEKTRONİK CİHAZLARLA TESBİT EDİLEBİBİLİR Mİ?

Dr. Kleitman, uykularını müşahede altında tuttuğu kimselerin (EEG) elektroensefalogranik ve (EKG) elektrokardiagramlarını cihazlarla tespite başladı. Bu çalışmaların sonucunda; rüyanın varlığına delil olarak gösterdiği göz hareketlerine , heyecana bağlı kalp atışlarını da ilave etmiş oldu. EEG’nin verdiği sonuç oldukça dikkat çekiciydi. Rüyanın başladığı andan itibaren, ağır bir ahenk içinde devam eden uyku halini gösteren çizgiler ritmik bir hal alıyor, uyanıklık halindeki şekilleriyle cihazın kağıt şeridi üzerine kaydoluyordu. Sekiz kişi üzerinde yapılan bu deneyler on gün devam etti. Her defasında elektronik cihazın kaydettiğieğri büğrü çizgiler dikkatle incelendi. Ve şu sonuca varıldı: Rüya, uykunun yüzde yirmilik bir bölümünü teşkil etmektedir. Bu durumda ; sekiz saat uyuyan bir insanın uykusunun ilk saati ağır ve rüyasız geçmektedir. Bundan sonraki on dakika içinde rüya görülmekte ve sonra yine bir buçuk saat sürecek ağır uyku devresi başlamaktadır. Sonra yirmi dakikalık bir rüya ve yine bir buçuk saatlik ağır uyku... Uykunun bundan sonraki kısmında ise otuz dakikalık bir rüya faslı daha vardır. Nihayet yine uyku ve onu da uyanma takip eder.

Devamını Oku...

Rüyalarınız Size Yol Gösterir: Peki rüyalarınızın size ne demek istediğini nasıl anlıyacaksınız? • Rüyalarınızı sadık rüya mı yoksa şeytani rüya mı olduğuna kanaat getirin.
• Uykunuzdan güzel duygularla ve huzurlu uyandıysanız bu rüyayı bir sevdiğinize, sizin seven bilen bir kişiye yorumlatın.
• Uykunuzdan huzursuz, mutsuz ve tedirgin uyandıysanız kimseye anlatmayın.
• Rüyanızın size ne anlatmak istediğini çok merak ediyor fakat etrafınızda yorumlayacak kimseniz yok öyleyse www.Rüya Tabirleri Rehberi.com size yardımcı olacak.
BüyükRüyaTabirleri.com’dan faydalanmak için yapmanız gerekenler:
1. Rüyalarınızın aklınızda kalma durumu şiddetine göre değişir ama uyandıktan sonra geçen her bir zamanda birkısmını unutursunuz. Rüyalarınızı uyanınca unutmadan Rüya Tabirleri Rehberi’nde araştırın.
2. Rüyanızda gördüğünüz nesneleri, şekilleri, olayları, durumları hatırlayın.
3. Rüyanızda gördüklerinizi tektek www.BüyükRüyaTabirleri.com’da arayın.
4. Tüm gördüklerinizi ve anlamlarını harmanlayın.
5.İçinden en hoşunuza gideni, en hayırlı gördüğünüzü ayıklayın ve bu şekilde rüyanızı tabir edin ve yorumlayın.

Devamını Oku...

Kirmanî: Kim göreceği rüyanın doğruluk derecesini birtakım işaretlerle öğrenmek isterse, uyumadan önce çok yemek yemesin; ne aç kalacak, ne de tok olacak şekilde yesin; taharetli olarak yatağına girsin, sağ yanına uyusun ve Allah'ı zikretsin. Bu şartlara uyan bir kimsenin rüyası doğru çıkar ve onu unutmaz. Selman-ı Farsî (r.a) der ki: "Bedevînin biri Resul-i Ekrem'in (s.a.v) yanına gelerek 'Ey Allah'ın resulü, dün gece şöyle bir rüya gördüm' deyip gördüğü karmaşık bir rüyayı anlattı. Peygamberimiz, 'Ey bedevî, dün gece ne yemiştin?' diye sordu. Bedevî, bol miktarda pişmiş hurma yediğini söyleyince Resul-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurdu: Bu rüyanın tabiri yoktur. Zira senin rüyanın sebebi, çok yemek yemektir." Bazı tabirciler, bu tür şeylerden kaynaklanan rüyaları da tabir ediyorlar ve bu yüzden de yorumları doğru çıkmıyor. Bunun nedeni ise, rüya konusunda titiz davranmamaları ve bu tür ince noktalara dikkat etmemeleridir. Buna göre tabirci, yorumlarının doğru çıkması için rüyayla ilgili bu gibi ince noktalardan gafil olmamalı, rüyasının yorumunu isteyen kimseden gerekli bilgileri almalı ve daha sonra tabir etmelidir. İbn-i Sîrîn: Bazı insanlar rüya görür ve bu rüyanın kendileriyle alakalı olduğunu sanırlar. Oysaki bu, yakınlarından biri için de geçerli olabilir. Nitekim henüz ergenlik çağına girmeyen bir çocuğun rüyası, anne-babasının yaşantısına yorumlanmaktadır. Bazen de kadının gördüğü rüya, kocasına yorumlanabilir. Allah-u Taâla şöyle buyurur: "Artık kaçın Allah'a, şüphe yok ki ben size, onun tarafından, apaçık bir korkutucuyum." Aynı şekilde, hüküm sürenlerin korkusuyla kaçmak, rüya sahibinin Allah'ın koruması altında olduğuna işarettir. "Kendileri için hoşnut olduğu dinlerini güçlendirecek, korkularını güvene çevirecektir."Bu bağlamda çokça tabir vardır.

Devamını Oku...

Cenab-ı Allah yarattığı her şeyi bir hikmete binaen yarat­mıştır.

Hiçbir şey tesadüf eseri meydana gelmemiştir.

Rüya da bir hikmete binaen yaratılmış, insanın hayatına girmiştir.

İnsan bütün mahlukatla alakadar şekilde yaratılmıştır. Bir kedinin hazin ölümünden, sevdiğimiz çiçeğin solmasına kadar her şey bizi ilgilendirir, sevdiklerimizle olan münasebetleri­miz bize sürekli huzur veya endişe verir, hiçbir zaman tekdüze hayat süremeyiz. Bu etkilenmelerden ruhun payı büyük olur. Uyanıkken çok etkilenen ve dengesi bozulan sinir sistemi rüyalar vasıtasıyla boşalır, deşarj olur. İnsanların uyanıkken yapmak istedikleri fakat yapamadıkları şeyleri rüyada yap­maları insanı bir derece rahatlatır, moral verir. Hiç çocuğu olmayan bir kadının rüyasında çocuğunun olduğunu görmesi ya da çok fukara birisinin rüyasında evinin ve çok parasının olduğunu görmesi onu mutlu eder. İkaz mahiyetinde görülen rüyalar da, rüya sahibinin tövbe etmesine, işlediği günahlardan vazgeçmesine vesile olabilir. Yine kalb gözü açık, ruhu yük­selmeye müsait olan kâmil kimselerin bu dar alemde göremedikleri güzellikleri rüya vasıtasıyla görebilirler. Bazen olur ki sadık rüya o insan için velayet mertebesine geçer.

Devamını Oku...

İnsanoğlu yaratıldığından beri rüya görüyor ve gördüğü rüyaları yorumluyorlardı. Eski Mısırlılar, Güldaniler, İbraniler rüyaların, geleceği haber verdiklerine bu yüzden rüyanın sihirli bir kuvvet olduklarına inanırlardı. Büyük İskender se­fere çıkacağı zaman rüya yorumcularını da yanında götürür, gördüğü rüyanın tabirine göre savaş taktiği değiştirirdi. Hz. Yusuf peygamber de ünlü bir rüya yorumcusuydu. Yusuf Suresinin 6. ayetinde "Ve işte böyle Rabbin seni seçecek ve sana rüyaları yorumlama ilmini öğretecek. Ayrıca hem sana hem Yâkup ailesine nimetlerini, ataların İbrahim ve İshak'a tamamladığı gibi tamamlayacak! Şüphe yok ki Rabbin her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibidir. " Cenab-ı Allah bu ayet-i kerimeyle Hz. Yusuf peygambere rüya ilminin öğretildiğini belirtiyor. Yusuf Aleyhisselam Firavun'un rüyasını yorumlayarak büyük bir makama kavuşmuştur. Hz. Yusuf daha çocuk iken bir rüyasında on bir yıldızla güneş ve aym kendisine secde ettiklerini görür ve bunu babası Hz. Yakub'a anlatır. Hz. Yakup da rüyayı yorumlar. Hz. Yusuf un büyük bir makama kavuşa­cağını on bir kardeşi ile anne ve babasının onun önünde eğile­ceğini söyler. Hz. Ebu Bekir, İbn-i Şirin, Cafer-ı Sadık (a. s), Nablusi, İbn-I Kesir ünlü rüya yorumcularmdandır.
  1. İBN-İ SİRİN: Doğum tarihi belli değildir. 728 yılın­da vefat etmiştir. İbni-i Şirin tabiinden olup Ebu Hureyre, Abdullah b. Ömer, enes b. Malik hazretlerinden hadis rivayet etmiştir. İslam dünyasının en önemli rüya yorumcularından biridir. Meşhur tasavvufçu Hasan Basri hazretleriyle aynı dönemde yaşamıştır.
  1. NABLUSI: İmam Nablusi Ürdün devletinin sınırları içinde bir kasabada doğmuştur. Rüya yorumu hakkında bir çok eseri vardır. Kadiri ve Nakşibendi tarikatlerine girmiş, Şam'da eğitim almıştır. Daha sonra ilmini tamamlamak için Bağdat'a gitmiştir. Tasavvufla ilgili önemli eserleri vardır. Rüya yorum­ları ile ilgili tanınmış eseri Te'sirü'l- Enam fı Ta'birü'l- Menan'dır.
  2. CAFER-İ SADIK: Cafer-I Sadık 702 yılında doğ­muş, babasının yerine imam olmuştur. Şianm 12. imamının altıncısıdır. Muhammed Bakır'ın oğludur. Astroloji, kimya ve rüya yorumlarıyla ama en fazla hadis ilmiyle uğraşmıştır. 765 yılında Medine ' de vefat etmiştir.
  3. İBN-İ KESİR: İbn- Kesir 1301 de Şam'da doğmuş, hadis ve tefsir alimidir. Bidaye adındaki genel tarih ederi meşhurdur. Hambeli alimi İbn-i Teymiye'nin öğrencisidir. Hocası gibi bir çok sıkıntıya maruz kalmış 1373 de vefat etmiştir.
Rüya tabiri çok hassas bir meseledir. Rüya gören kişinin bulunduğu mekân, iklim, memleket, kavim, millet görünen rüyanın tabirini de muhakkak etkiler. Ancak unutulmaması gereken başka mesele var. Eski Yunan filozofu Herakletyus" Uyanık olanlar için tek bir dünya vardır, uykuda olanların ise  

Devamını Oku...

Rüya, uyku halindeki görüş veya görülen şey demektir. Rüya, ne suretle vuku buluyor, kaç kısma ayrılır? Bu bir nevi idrak midir? Yoksa hayalât ve evhamdan ibaret midir? Bu hususa dair hadis-i şerif kitaplarında, ilm-i kelâmda, psikolojide birçok tezler vardır. Bunların hulâsası şöyledir:

Rüyalar, İbn-i Mâce’nin Avf ibni Mâlik’ten rivayet ettiği bir hadis-i şerife nazaran üç kısımdır:

insanları mahzun etmek için şeytan tarafından ika edilen bazı hâilevî, korkunç rüyalardır. Yüksek bir yerden düşmek, köpek tarafından ısırılma, (yılan gibi muzır canavarların hücumu) gibi... Bunlar esas ve asılsız şeylerdir. İnsan böyle bir rüya görünce (derhal) Cenâb-ı Hakk’a sığınmak ve bunu başkalarına hikâye etmemelidir.

İnsanın uyanıkken ehemmiyetle meşgul olduğu şeylere ait gördüğü rüyalardır. Bunlar da birer kuruntu veya inhiraf-ı mizaç neticesi olduğundan esassız şeylerdir...

Nübüvvetin kırk altı cüz’ünden bir cüz’ü addolunan rüyalardır. Bunlar taraf-ı ilâhîden birer beşaret veya inzar (kurkutma) mahiyetinde olup, bunları bir kısım melekler ümmülkitaptan telâkki ederek uyuyanların ruhlarına ilham ederler... (Câmiussağir şerhleri)

Birinci ve ikinci kısım rüyalar, birer rüyayı bâtıladır. Bunlara din lisanında “hulüm” denir. Cem’i: Anlamdır. Bunlar karma karışık şeyler olduğundan “Adğâsi ahlâm” da denir. Adğâs, yaşı kurusuna karışmış ot demetleri demektir.

Üçüncü kısım rüyalara ise birer “rüyayı sâdıka” denilir. Bu sâdık rüyalar, doğru sözlü, temiz ve pak yürekli, nezih itikatlı zatlara alelekser nasip olur. Ve bu halde bunlara “rüyayı sâliha” adı da verilir...

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz’e 23 sene vahy-i ilâhi nazil olmuş ve bu vahiy ilk altı ay zarfında lihikmetin rüya-yı sâliha suretiyle tecelli etmiştir. İşte bu itibar iledir ki, bu kabil rüyalar birer hakikate tercüman olarak ilm-i nübüvvetin 46 cüzünden bir cüz sayılmıştır. Nitekim bir hadis-i şerifte:

“Errü’yâüs sâlihati cüz’ün min sittetin ve erbaıyne cüz’ün mine ‘n-nübüvveti” buyurulmuştur.

Rüyalar, hukemâya göre de şu iki kısma ayrılmıştır:

Afakî, bir hadiseye delâlet etmeyen, kuvve-i hayâliyenin bir neticesi olan esassız rüyalardır. Bunlar ya insanın uyanıkken vuku bulan kuruntularından neş’et eder, veya insanın mizacındaki tahavvülâttan ileri gelir. Nitekim insan çok düşündüğü, çok özlediği bir dostunu daima rüyasında, bir hasta da kendisini (suya karşı hararetinden dolayı) çeşmeler, ırmaklar, pınarlar kenarında bulur. Bütün bu rüyalar hayâlât ve evhamdan ibarettir..

Evvelce vuku bulmuş veya âtiyen vuku bulacak âfâkî bir hadiseye delâlet eden rüyalardır ki, o hadiseye bilahare, uyanıklık hâlinde ıttıla’husule gelir.

Acaba insan, kendisince henüz meçhul olan bir hadiseden böyle rüya vasıtasıyla nasıl haberdar olabiliyor?..

Bu mesele, hakikat-i insaniye ile alâkadardır. İnsanın hakikati yalnız şu beş hassadan ibaret değildir. Belki insan asıl “nefs-i natıka” denilen ulvî bir ruhtan ibarettir. Bu ruhun, bütün server-i hâdisatın mürtesim bulunduğu âlem-i melekûta manevî bir ittisali vardır. Ruh, uyku halinde beden ile iştigalden âzâde kalınca bu melekût âlemine teveccüh eder, bir âyineye karşısındaki eşya mün’akis olduğu gibi ruha da melekût alemindeki hâdisat suretlerinden bazıları müntabi olur.. Ruh böylece kendisine mün’akis olan sureti, hiss-i müştereke nakleder. Kuvve-i mütehavvile, bu sureti ya olduğu halde bırakır veya ona münasip veya zıd bir şekil verir. Binaenaleyh insan uykudan uyanınca o sureti ya olduğu gibi sarih bir halde mütehayyilenin verdiği şekilde veya bir nevi rumuzât ve işârât halinde tahattur eder. Ve böyle başka bir şekil alan rüyalar tâbire, neye delâlet ettiğini tahmin ve tâyine muhtaç olur.

Bu ikinci kısım rüyalar, birer rüya-yı sahihadır. Bunlar birer idrakten ibarettir. Bu kabil rüyaların sıhhati, birçok vukuat ile bedahet mertebesine varmıştır. Bunun vukuunu inkâr etmek, insanın hakikatini adem-i takdirden neş’et eder... Üç misâl:

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, ashab-ı kiramıyla beraber emniyetler içinde Mescid-i Haram’a girdiğini mübarek rüyasında görmüştü. Bu sarih ve âtiye ait bir rüya-yı sâliha idi... Bir sene sonra umretü’l-kazâ vesilesiyle tamamen tahakkuk etmiştir...

Hazret-i Yusuf (a.s.) , on bir yıldızın güneş ile ayın kendisine secde ettiğini rüyasında görmüştü. Bu da âtiye (geleceğe) ait bir rüya-yı sâliha idi. Fakat sarih değil, remz ve işaret hâlinde bir rüya idi. Muahheren on bir kardeşiyle beraber baba ve anasının kendisine karşı secde-i şükranda bulunmaları suretiyle taayyün etmişti..

Nebiyy-i Zîşân Efendimiz, bir gece kendi himayesinde bulunan Huzâa Kabilesi hakkında bir rüya görmüştü. Sabahleyin Hazret-i Aişe validemize Huzâa’nın bir hadise karşısında kaldığını haber verdi. Aradan birkaç saat geçmeden Huzâa kabilesi tarafından bir heyet gelerek Benî Bekir kabilesinin hücumuna uğramış olduklarını Allah’ın Resulüne arz ettiler, işte bu da, maziye ait ve çok sarîh olan bir rüya-yı sâliha bulunmuştur.

Velhasıl: Bu kabil rüyalar, Peygamber-i Zîşan hakkında birer vahy-i ilâhîdir ki, birer fecr-i sâdık gibi tahakkuk eder.

Sulehâyı ümmet hakkında ise ilhâmât ve mübeşşirâttan ma’duttur. Nitekim bir hadis-i şerifte: “Nübüvvet devresi nihayet buldu, yalnız müjdeleyici hadiseler kaldı ki, onlar da birer rüya-yı sâlihadan (doğru rüyalardan) ibarettir.” buyurulmuştur.

Diğer bir hadis-i şerifte de:

“Nübüvvet gitti, hitâme erdi; artık benden sonra nübüvvet yoktur. Ancak mübeşşirât vardır ki, o da rüya-yı sâlihadır. Bu rüyayı ya bir insan kendi hakkında bizzat görür veya bu onun hakkında başkası tarafından görülür.” buyurulmuştur...

Şunu da ilave edelim ki: Bir insan, gördüğü böyle bir rüyayı, iktidar ve istidadı var ise kendisi tâbir edebilir, başka bir zâta tâbir ettirecek, ise o zât; sâlih, âkil, adavetten hali, nâsın ve zamanın ahvaline vâkıf güzel niyete sahip olmalıdır. Çünkü rüyalar zamana ve eşhasa göre tebeddül eder ve rüyalar çok kerre tâbir edildiği veçhile zuhura gelir. Bu cihetleri nazar-ı dikkate almak lâzımdır. Nitekim bir hadis-i nebevide:

“Rüyada istikrar yoktur. O tâbir edilmedikçe bir uçar ayak üstündedir. Fakat tâbir edilince zuhura gelir.” buyurulmuştur.

O halde rüyayı öyle herkese söylememelidir. Onu ya dosta veya tâbire vâkıf rey sahibi bulunan bir zata hikâye etmelidir.

ÖMER NASUHİ BİLMEN

(Eski Diyanet işleri Reisi)

Devamını Oku...

Kirmanî: Halkın geneli, "Eğer rüyamızı tabirden anlamayan birine açacak olsak, o ne söylerse tabiri o olur" diye düşünür. Oysaki bu düşünce yanlış ve asılsızdır. Hekimlere ve meşhur tabircilere göre, rüya sahibi, ihtiyat gereği gördüğü rüyayı tabir ehlinden başkasına açmamalıdır. Tabircilerin belirledikleri ve yorumladıkları doğal rüyalar, Allah'ın emriyle ve melek aracılığıyla insana gösterilen rüyaların yorumlarıdır. Dolayısıyla bu tür rüyalara dikkat etmek zorundayız. Onları cahil kimselere açmamalıyız. Hak Taâla Kurân-ı Kerim'de şöyle buyurur: "De ki: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" (Zümer, 9) Peygamberimiz de şöyle buyurmuştur: "Âlimle cahil bir olmaz." Dolayısıyla melek aracılığıyla insana gösterilen rüya, Allah tarafından kuluna gönderilen bir mesaj olduğu için tabiri neyse, mutlaka gerçekleşecek olan da odur. Tabiri olan doğal bir rüyanın getirisine hiç kimse mani olamaz. İster cahil bir kimse bu rüyayı tabir etmiş olsun, ister âlim bir kimse, sonuçta rüyanın gerçekleşmesi kaçınılmazdır. Aralarındaki fark ise şudur: Cahil kimse, yanlış tabiriyle rüya sahibini yanlış yönlendirmiş olur ve rüyadaki mesajın ne anlama geldiği konusunda onu bilgilendiremez. Ama tabir ehli bu rüyanın ne anlama geldiğini bilir ve rüya sahibine doğru bilgi verir. Dolayısıyla rüya sahibi, gördüğü rüyanın iyi veya kötü akıbetine hazırlıklı olmalı, bu ilahî mesaja güvenmelidir. Aldığı bu mesajla zararları en aza indirebilir, hatta tamamen ondan kurtulabilir. Buna göre gördüğümüz rüyayı tabir ehlinden başkasına açmamalı veya bu kitaptan faydalanmalıyız. Ancak bu şekilde doğru tabiri elde etmiş olabiliriz. Eğer "Rüyaları bilgisiz insanların yanında açmamalıyız" deniyorsa, burada bilgisizden kasıt, avam halk tabakası veya zihinsel özürlü kimseler değildir. Bilakis, rüya tabirleri konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan herkes bu sınıftandır. Hekimler derler ki, doğal bir rüyanın tabiri ne olursa olsun, mutlaka gerçekleşecektir. Ancak dua ve sadaka bu konuda etkilidir ve kötü olayları def edebilir. Hz. Yusuf (a.s) buyurur ki: "Cahiller ne kadar ibadet ederlerse etsinler hak rüya batıl, batıl rüya hak olmaz. Asıl ibadet, bilgi ve inançla yapılan ibadettir. Dolayısıyla Allah katında kabul gören ibadet, bilerek yapılan ibadettir."

Devamını Oku...

İbn-i Sîrîn der ki: Rüya, kâfir ve mümin olmak üzere iki hâlden oluşur. Aslı ise on üç çeşittir:
  1. Hâkimlerin rüyası.
  2. Fakihlerin rüyası.
  3. Âlimlerin rüyası.
  4. Özgürlerin rüyası.
  5. Kölelerin rüyası.
  6. Erkeklerin rüyası.
  7. Kadınların rüyası.
  8. İffetlilerin rüyası.
  9. Fasıkların rüyası.
  10. Zenginlerin rüyası.
  11. Fakirlerin rüyası.
  12. Baliğlerin rüyası.
  13. Baliğ olmayanların rüyası.
Buna göre, hâkimlerin rüyası diğerlerinin rüyasından daha gerçekçidir. Zira fazilet, adalet, insaf, nezaret, halkın işleriyle ilgilenme, sorunları çözme vb. gibi şeyler onların vazifesidir. Fakihlerin ve âlimlerin uykuları da diğerlerine nazaran daha gerçekçidir. Zira Allah, halkı hidayet etmeleri, onları hayra ve doğruluğa davet etmeleri ve kötülükten sakındırmaları için fakihlere ve âlimlere özel lütfünü göndermiştir. Erkeklerin rüyaları, kadınların rüyalarından daha gerçekçidir. Nitekim Allah şöyle buyurur: "Erkekler, kadınlardan üstündür, çünkü Allah onları birçok şeylerde kadınlardan üstün etmiştir." "Erkeğe iki kadının hissesi kadar düşer." "İki erkek olmazsa biri unuttuğu vakit öbürünün hatırlatması için razı olacağınız kimselerden bir erkekle iki kadın tanık olsun." Yüce Allah sabrı, aklı, reyi, bayındırlığı, büyüklüğü, şecaati, cömertliği, yargıyı, takvayı ve adaleti erkeklere daha fazla vermiştir. İffetlilerin (salihlerin) rüyası da fasıkların rüyasından gerçekçidir. Zira salihler, iyiliğe ve hakka itaate yönelirler ve günahlardan kaçınırlar. Ama fasıkların rüyaları, tıpkı kâfirlerin rüyaları gibi kıyamet günü için onlara delil niteliğindedir. Zira fasıklar günah konusunda ısrar ederler ve kıyamet gününü düşünmezler. Peygamber efendimiz (s.a.v), "Veren el, alan elden üstündür" buyurmuştur. Dolayısıyla dilencilerin rüyaları asılsızdır. Çünkü onlar hep üzüntü içerisindedirler. Geçimliklerinden başka bir şey düşünmezler. Fakirlerin rüyası ise iki şekilde yorumlanır; görülen rüya iyiyse geç, kötüyse erken gerçekleşir. Zenginlerin rüyası bunun tersinedir. Baliğ olan çocukların rüyaları ise zayıftır. Çünkü onlarda şehvet ön plandadır ve yeterli derecede akıl ve edebe sahip değillerdir. Bazı tabircilere göre, bu çocuklar iyi bir rüya görmüşse, anne-babalarına yorulur. Kötü ise de herhangi bir zararı yoktur. Henüz baliğ olmayan çocukların rüyaları hakkında ise iki görüş vardır:
  1. Onların gördüğü rüya çabuk gerçekleşir; çünkü henüz günaha bulaşmamışlar ve dünyadan yana bir şeye sahip olmamışlardır.
  2. Çocukların rüyası tabirsizdir; çünkü akılları ve bilgileri henüz kemale ermemiştir. Yine bazı tabircilere göre sarhoşun, cünüplünün ve hayızlı kadının rüyaları tabirsizdir. Ama İbn-i Sîrîn bu görüşe karşıdır. Zira müşrikler, Yahudiler ve Hıristiyanlar asla cenabet guslü almazlar ve daima cenabetli gezerler.
Rivayet edilir ki; Safiye bint-i Vahiy, Hayber'deyken rüyasında ay ile güneşi bir arada görmüş ve gördüğü bu rüyayı Hayber'in emirine anlatmıştı. Emir bu rüyayı işitince Safiye'ye yumruğuyla vurdu ve öfkeyle, "Eğer senin gördüğün rüya doğruysa, Muhammed (s.a.v) bu kaleyi ele geçirecek, seni de eşi yapacak!" dedi. Ertesi gün Resul-i Ekrem (s.a.v), İmam Ali'nin gösterdiği yiğitlikle kaleyi ele geçirince Safiye'yi onun huzuruna getirdiler. Resul-i Ekrem, ona yüzündeki kızarıklığın sebebini sordu. O da gördüğü rüyayı ve başından geçen olayları anlattı. Böylece rüyası gerçekleşmiş oldu. Kirmanî: Müslüman'ın rüyası kâfirden, âlimin rüyası cahilden, salihin rüyası fasıktan ve iyilerin rüyası kötülerden daha doğru ve gerçekçidir. Nitekim Allah, şöyle buyurur: "Yoksa kötülük kazananlar, kendilerini de iman edenler ve iyi işlerde bulunanlarla eşit mi tutacağız, dirimleri de, ölümleri de onlarla bir olacak mı sanıyorlar?" Yaşlıların rüyası gençlerinkinden, gençlerin rüyası da çocuklarınkinden daha doğru ve gerçekçidir. Adamın biri İbn-i Sîrîn'e, "Rüyamda ezan okuyordum, bunun tabiri ne olabilir?" diye sordu. İbn-i Sîrin, "Hacca gideceksin" dedi. Hemen arkasından biri daha geldi ve o da aynı rüyayı gördüğünü söyledi. İbn-i Sîrîn ona da "Seni hırsızlıkla itham edecekler" dedi. Bunun üzerine öğrencileri "Ey üstat, aynı anda birini hacca, diğerini de hırsızlıkla ithama yordunuz; hâlbuki ikisinin de rüyası aynıydı, bunun sebebi nedir?" diye sordular. İbn-i Sîrîn şöyle cevap verdi: "Önce gelenin batınını iyi gördüm ve bunu hacca yordum. "Ve insanları hacca davet et, uzak uzak, bütün yerlerden yaya olarak yahut hayvana binerek gelsinler sana." Diğerinin simasından onun kötü biri olduğunu okudum ve bunu da hırsızlıkla ithama yordum. "Onların yüklerini hazırlayınca şerbet içtiği bardağı kardeşinin yükünün içine koydurdu, sonra da ey kafile, siz hırsızsınız diye bir münadiye nida ettirdi." İmam Cafer Sadık (a.s): Gündüz vakti görülen rüya, birkaç gün içerisinde gerçekleşir. Gece vakti görülen rüyanın gerçekleşmesi ise altı ay, bir yıl veya yirmi yıl kadar gecikebilir. Nitekim Hz. Yusuf'un rüyası yirmi yıl sonra gerçekleşmişti. Bazen de kırk yıl sonra gerçekleşebilir. Zira Resul-i Ekrem (s.a.v), rüyasında birinin İmam Hüseyin'in (a.s) kanını içtiğini görmüş ve bu rüyanın tabiri kırk yıl sonra, İmam'ın şehadetiyle gerçekleşmişti. Cabir: Geceleyin görülen rüya, gündüz vaktinde görülen rüyadan daha gerçekçidir. Akşamın ilk saatlerinde görülen rüyanın tabiri olmaz. Çünkü bunun sebebi, o anki düşüncelerdir. Gece yarısında görülen rüyanın da etkisi yoktur. Çünkü o vakitte görülen rüyalar karışık rüyalardır ve bunlar şeytanın ürünüdür. En doğru rüyalar, sabaha yakın bir zaman kala veya hava aydınlanmaya başlayınca görülen rüyalardır. Zira bu rüyaları mukarreb melek Levh-i Mahfuz'dan gösterir. Bu yüzden gerçekçi olur ve tabiri vardır.

Devamını Oku...

Rüya Tabirleri Ansiklopedisi

Bir rüya görüp de tabirinde tereddüt hasıl olduğunu görmek, o rüyanın tabirini o günkü olaylar çerçevesinde yorumlamalıdır.

Bu rüyalar zamanına ve şekline göre rüya sahibinin dilediği şekille tabir olunur. Çünkü rüyaların sağlıklı yorumlanması ancak onların açık ve seçik görülmesi ile mümkündür. Karışık ve belirsiz şekilde görülen rüyalar ya yorumlanmamalı veya yukarıda da söylediğimiz gibi. zamanın ve şartların ve kişisel durumun icabına göre yorumlanmalıdır.

Devamını Oku...

İmam Cafer Sadık (a.s): Eğer bir rüya görmüş ve bu rüyanın ne olduğunu unutmuşsanız, ne gördüğünüzü ve tabirinin ne olduğunu öğrenmek istiyorsanız, isminizin kaç harften oluştuğuna bakın ve bunu dokuzar dokuzar azaltın. Kalan miktarın kaç olduğunu aklınızda tutun ve şu örnekle karşılaştırın. Mesela: 9-Eğer geriye dokuz harf kalmışsa, şehirleri görmüşsünüz ve bu, fesada işarettir. "Şehirde dokuz kişi vardı ki yeryüzünde bozgunculuk ediyorlar, düzene hiç yanaşmıyorlardı." 8-Sekiz kalmışsa, yolculuk veya evlilik görmüşsünüz. "Babası, Musa'ya dedi ki: Bana sekiz yıl hizmet edersen buna karşılık sana şu iki kızımdan birini vermek istiyorum." 7-Yedi kalmışsa, ikamet edilecek yere veya dükkâna işarettir. "Rüyamda yedi zayıf inek, yedi semiz ineği yiyordu." 6-Altı kalmışsa, rüyayı gören kimse salih ve iffetli bir kimseyse, melekleri ve salih kimseleri rüyasında görmüştür ve mesleğinde kemale ereceğine işarettir. "Öyle bir ilahtır ki gökleri ve yeryüzünü altı günde yaratmış, sonra da arşa hâkim olmuştur." 5-4: Beş veya dört kalmışsa, atlar ve silahlar görmüştür. "Orada, tam dört gün içinde, isteyenler için hepsi de eşittir." 3-Üç kalmışsa, birine sırrını açacaktır. "Üç kişi gizli konuşmaz ki o, dördüncüleri olmasın." "Senin alametin, işaretleşme dışında, insanlarla üç gün konuşmamandır." 2-İki kalmışsa, birisiyle görüşeceğine, ona dünyevî ve uhrevî faydaları olacağına işarettir. "O, iki kişinin ikincisiydi ancak ve hani ikisi de mağaradaydılar." Bunun tabiri şudur ki, rüyayı gören kimse korktuğu şeyden güvende olacak ve ümit ettiği şeye kavuşacaktır. 1-Bir kalmışsa, büyük bir şahsiyeti veya bir hükümdarı görmüştür. "Münezzehtir o, odur bir ve her şeye üstün Allah." Bu rüyayı gören kimse muradına erecek, hacetleri gerçekleşecek ve sıkıntıları son bulacaktır. İbn-i Sîrîn: Bir kimse rüya görmüş ama gördüğünü unutmuşsa, tabirci ondan elini herhangi bir uzvunun üzerine koymasını istemelidir. Elini hangi uzvuna koyarsa şöyle tabir edilir:
  • Başına koyarsa, dağ görmüştür
  • Alnına koyarsa, tepe veya arazi görmüştür
  • Gözüne koyarsa, tuzlu suyu olan çeşme veya pınar görmüştür
  • Burnuna koyarsa, dağın eteklerini görmüştür
  • Yüzüne koyarsa, yeşillik veya çayır görmüştür
  • Dişlerine koyarsa, tatlı suyu olan çeşme veya pınar görmüştür
  • Kulağına koyarsa, mağara görmüştür
  • Bıyığına veya sakalına koyarsa, çimenlik görmüştür
  • Elini boğazına sokarsa, suyolu veya yeraltı yolu (tünel) görmüştür
  • Elini göğsünün veya kalbinin üzerine koyarsa, mescit veya herhangi bir ibadet yeri görmüştür
  • Karnına koyarsa, nehir/akarsu görmüştür
  • Göbeğine koyarsa, sınır görmüştür
  • Cinsel organına koyarsa, meyhane görmüştür
  • Omzuna koyarsa, köşk veya manzara görmüştür
  • Bileğine koyarsa, ağaçlık görmüştür
  • Parmaklarına koyarsa, hurma ağacı görmüştür
  • Sırtına koyarsa, çöl görmüştür
  • Böğrüne koyarsa, yatak veya yatak odası görmüştür
  • Makatına koyarsa, temizleyici veya yok edici bir şey görmüştür
  • Kalçasına koyarsa, yeşil bir direk veya büyük bir ağaç görmüştür
  • Dizine koyarsa, uçurum görmüştür
  • Baldırına koyarsa, semeresiz ağaç veya direk vb. şeyler görmüştür
  • Topuğuna koyarsa, küçük tepe görmüştür.
Hz. Danyal (a.s): Rüya görüp de unutmanın dört sebebi olabilir; çok günah işlemek, inancın zayıflığı, insanın doğasındaki değişiklikler ve bu doğadaki dengenin bozulması.

Devamını Oku...